2. LUIGI PIRANDELLO: LEITURA E DESLEITURA
2.3 Pirandello e o Brasil: a biblioteca continua
Paracelsus (1493-1541), tedavi konulu “Signatur“ öğretisini biçimlendirmesiyle ünlenmiştir. Bu öğretinin kapsamı:
• Tedavide kullanılan malzeme ile insan organı arasındaki benzerlik,
• Yüz şekli ve davranış olarak insan ile özel bir hayvan arasındaki benzerlik,
• Kullanılacak drog ile hastalık belirtileri (semptom) arasındaki benzerlik,
• Sağlıklı bir insanda özel bir hastalığın belirtilerini üretebilecek bir drogun, hasta insandaki aynı belirtileri tedavi etmek üzere kullanılması,
şeklinde belirlenebilir.
“İşaretler öğretisi”nin Çin’den kaynaklandığı sanılmaktadır ve Eski Mısırlılar tıp bilgilerinde böyle işaretler türetmişlerdir. “İşaretler öğretisi” evrensel olup buna ilişkin bilgilere Eski Asya, Klasik Yunan, Ortaçağ Avrupa ve Kolomb-öncesi Amerika tıbbî bilgilerinde de rastlanmaktadır.
Dioskorides Materia medica’sında boğanotu / kaplanboğan (“Doronicum scorpiodes“) bitkisini betimledikten sonra onun şekline ve tedavide kullanıldığına dikkat çekerek köklerinin akrep kuyruğuna benzediğini belirtmiştir. Paracelsus bu kurama ilişkin gözlemlerini Supreme Mysteries of Natura (Doğanın Üstün Gizemleri) (1656) adlı eserinde toplamıştır.66
Çeşitli toplumlar bitkilerin biçim ve renklerini insan organları ile ilişkilendirmiş ve onları belirli hastalıklar için kullanmışlardır. Buna göre örneğin sarıkök ve parlak sarı renkli safran, safra kesesi ve karaciğer rahatsızlıklarında etkili olmalıdır. Paracelsus (1493-1541), 18. yüzyıla dek gündemde kalan işaretler öğretisinin önde gelen bir uygulayıcısı idi. Paracelsus’un “işaretler” (Alm.
“Signatur”) öğretisine göre her bir bitki, kendi “işaret” ya da “belirtke”sine (Alm. “Signum”) sahiptir ve “Doğa, yarattığı her şeyi, onda gizlemek istediği niteliklerin görüntüsü ile biçimlendirir”. Bitkinin görünümü, rengi, kokusu ya da yaşadığı çevre, onun tıbbî kullanımı konusunda bilgi verir ve etkili olacağı organ ya da hastalıkla “benzerlik” (Alm. “Signatum”) taşır.
Buna göre, örneğin tüm sarı nesneler sarı/yeşil safraya, tüm kara nesneler kara safraya, tüm beyaz nesneler ise balgama iyi gelir; kan hastalıklarının tedavisinde kullanılacak bitkiler kırmızı renkli ve sarılığı tedavide kullanılacak bitkiler, kadife çiçeği ve karahindiba (radika) çiçeği gibi sarı çiçekli bitkilerken, kalp rahatsızlıklarına karşı kullanılacaklar ise hercai menekşe gibi çiçek yaprakları kalp şeklinde olanlardır.28 Yine buna göre, örneğin göze benzeyen bir bitki olan gözotu / gözlükotu (“Euphrasia parthenium”), göz hastalıklarını tedavi eder; kanotunun (“Sanguinaria canadensis”) gövdesinden elde edilen kırmızı renkli özsuyu kan hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır ve ona bu adın verilmesinin nedeni, kanamayı başka herhangi bir ottan daha iyi durdurmasıdır; nar çekirdekleri ise dişe benzedikleri için diş ağrılarına karşı kullanılabilir. Ancak Paracelsus, ilaçların işaretleri üzerine kapsamlı bir öğretiyi ortaya koyamamış ve bu işi, 17. yüzyıl başında Oswald Croll (1560-1609) gerçekleştirmiştir (ŞEKİL 37).67
ŞEKİL 37. İşaretler öğretisine göre, sırasıyla kulak, diş, göz ve saç ile eşleştirilen bitki örnekleri:
“Dışsal benzerlik, tedavi edici etkiyi işaret eder”.67
Paracelsus’a göre nerede bir hastalık varsa, orada, dış görünümü, hastalığın belirtilerine karşılık gelen bir şifalı bitki bulunmalıydı. Benzerlik öğretisine göre ciğerotunun (“Hepaticae”) 3-loplu yaprakları karaciğeri, ceviz ağacının (“Juglans regia”) meyvesi olan ceviz içi beyni, haşhaş kapsülü ise başı işaret ederdi. Bu benzerlikler nedeniyle ciğerotu sarılık hastalığında (“hepatitis”), ceviz akıl hastalıkları ile baş ve migren ağrılarında, incir gibi beyaz bitki özü içeren bitkiler süt salgısını artırıcı olarak, boğumlu görüntüsünden ötürü bambu omurga hastalıklarında, sarı renginden ötürü altın sarılıkta, benekli taşlar ise lekeli hastalıklarda kullanılmalıydı. Eskiçağda ise insanlar cevize
“Zeus’un palamutları” derler ve baş tanrının hayalarına (testis) benzetirlermiş; bu bağlamda etimolojik açıdan Latince ceviz (“juglans”) ile İngilizce salgıbezi (“glands”) sözcükleri arasındaki benzerliğe dikkat çekilmektedir. Devedikeni (“Silybum marianum”) böğür sancısına ve batıcı diğer ağrılara, kılıçotunun (“Hypericum perforatum”) delikli yaprakları (gerçekte ise ışığa tutulduğunda bunların delik gibi görünen yağ birikintileri olduğu anlaşılır) bıçak yaralarına, kırlangıçotunun (“Chelidonium maius”) sarı renkli sütlü özsuyu ve merzagî nergisin şarap içinde kaynatılmış sarı çiçekleri sarılıkta, kırmızı yakıotu ise iç ve dış kanamalara karşı kullanılabilirdi. Taşkıranotu (“Semen saxifragae”), mesane taşlarını çözmeliydi. Orkidenin (“Orchis rubra”) kök yumruları, adından da anlaşılabileceği üzere afrodizyak olarak geçerliydi; çünkü onlar, testise benzer yapıya sahiptiler (bitkinin adı da bu benzerlikten gelmektedir: “Orchis”: testis; bitkinin “Orchis mascula”
türünün Arapça adı: “husyet el-sa’leb”: tilki taşağı). Gut hastalarının ayak baş parmaklarının şiş ve kızarık şeklini andıran çiğdem soğanı, söz konusu hastalığın en etkili ilacı durumundadır.61, 68 Bu örnekler çoğaltılabilir: Kız kalbi (“Dicentra cucullaria”) bitkisinin kalp şeklindeki pembe çiçeklerinin kalp-damar hastalıklarına iyi geleceği, lohusaotunun (“Aristolochia clematitis”) uterusa benzer kıvrık çiçeklerinin güç doğumları kolaylaştıracağı ve renk analojisi nedeniyle kadıntuzluğu (“Berberis vulgaris”) bitkisinin odunsu gövdesinin sarı renkli kabuk kısmı ile zerdeçöpün (“Curcuma longa”) toprakaltı gövdesinden elde edilen sarı renkli tozun sarılık hastalığını tedavi edeceği umulmaktaydı.69
Ortaçağ insanı nesneler arasında benzerlikler aramış ve bunları Tanrı’nın işaretleri olarak yorumlayıp “Signatur” diye adlandırmıştır. Bu “Signatur” (işaret, imza), “görünmez Tanrı’nın izi, yaratıcının yaratılan üzerindeki gölgesi ve resmi” idi. Avrupalı simyacı Oswald Croll’un Latince bir yazısında şu ifade yer alır: “’Signatur’, karşılıklı bir benzeştirme, bitkilerle beden kısımları arasındaki bir eşleştirmedir, sempatidir”. Bu konuda en iyi bilinen örnek haşhaş kapsülü olup, onun,
üzerine taç yerleştirilmiş kafa şeklindeki yapısı, haşhaşın insanın kafasına ve beynine olan hükümranlık etkisini gösterir (afyon çekenin kafayı bulması!). Mineral maddeler de böylesi işaretlere sahiptir. Mağara sarkıtları toz haline öğütülür ve 1 drahmi / dirhem (~3,7 gram) kadarı kullanıldığında, ter sökücü olarak etkisini gösterir. Buradaki benzeşim (analoji), sarkıttan akan damlalarla, akan ter damlaları arasında kuruludur. Ayrıca sarkıt (stalaktit), damlayan kireçli sudan kireçtaşının katılaşmasıyla oluştuğundan, sarkıt tozu, kemik iyileşmesini de hızlandırmalıdır düşüncesiyle kemik erimesinde ve damla (gut) hastalığında da kullanılmıştır.2 Eresos’lu Theophrastos, Dioskorides ve Galenos gibi klasik yazarların yanı sıra İslâm dünyasının İbn Sina, Musa ibn Meymun (“Maimonides”), İbn el-Baytar, el-Kazvinî ve Şemseddin el-Usmanî’nin (14.
yüzyıl) eserlerinde, Davud Antâkî’nin (1541-1599) Tezkiretu Uli’l-Elbâb ve’l-Câmi li’l-Aceb el-Ucâb (Akıl Sahiplerine Notlar, Bilinmeyenlerin ve Tuhaflıkların Derlenmesi) adlı eserinde ve Fra Francesco Suriano’nun (1450-1529) Traité sur la Terre Sainte (Kutsal Topraklar Üzerine İnceleme) (1524) adlı eserinde Ortaçağ’da Ortadoğu’da “işaretler öğretisi” bağlamında kullanılan droglara ilişkin ipuçlarına rastlanmaktadır. Bu bilgiler, aşağıda çizelgeler halinde sergilenmiştir (ÇİZELGE 2, ÇİZELGE 3, ÇİZELGE 4):66
ÇİZELGE 2. “İşaretler Öğretisi” bağlamında Ortaçağ’ın bitkisel kökenli drogları
scorpiodes Kökleri Hayvan sokması ve zehirlere karşı Kökleri akrep kuyruğuna benzer
Gelincik Glaucium
corniculatum
Çiçekleri,
yaprakları Göz hastalıkları, kızarıklıklar Renksel: kırmızı
Ravent Rheum spp. Kökleri Karaciğer, böbrek, göğüs ve mide
rahatsızlıkları
katırtırnağı Calicotome villosa Çiçekleri Sarılık Renksel: sarı
Sumak Rhus coriaria Meyveleri Kanamalar Renksel: kırmızı
Ceviz Juglans regia Tohumları Baş ağrısı İnsan beynine benzerlik
Yabaniti gülü Rosa canina Meyveleri Kanamalar Renksel: kırmızı
ÇİZELGE 3. “İşaretler Öğretisi” bağlamında Ortaçağ’ın hayvansal kökenli drogları
Yaygın adı Tür adı Kullanılan kısmı İlgili hastalık Benzerlik
Mürekkep balığı Sepia spp. İskelet kısmı Diş beyazlatmada Renksel: beyaz
Mercan Tubipora musica Gövdesi Kanamalar Renksel: kırmızı
Ateş böceği Lampyris spp. Gövdesi Gece körlüğü Işık
ÇİZELGE 4. “İşaretler Öğretisi” bağlamında Ortaçağ’ın mineral kökenli drogları
Yaygın adı Tür adı Kullanılan kısmı İlgili hastalık Benzerlik
Hematit Fe2O3 Toz halinde Kanamalar Renksel: kırmızı
“Yahudi taşı” Cidaris spp. Taşlaşmış kısmı İdrar yolları tıkanıklığı Taş
Beyaz kil Kaolin Toz halinde Solunum güçlüğü sorunları Renksel: beyaz
Son çizelgede geçen droglardan “Yahudi taşı”, deniz kestanesinin taşlaşmış kabuk ve dikenlerinden oluşmuş olup Roma çağından beri bu adla anılmış ve işeme güçlüğüne karşı ilaç olarak kullanılmıştır. Beyaz kile (kaolin) ise Ortadoğu’da çoklukla mağaralarda rastlanıyordu. Ortaçağda Bethlehem’deki (Beytüllahim) bir mağaradan sağlanan kalsiyum nitrat bileşimli beyaz bir tuz (“galactite”), Hz. Meryem’in taşlaşmış sütü sayılarak onun kutsal kalıtı olarak Ortaçağda değer verilmiş, örnek kitleleri kiliselerde korunmuş, batılı tüccarların kayıtlarında “Meryem’in sütü / Bakire’nin sütü” adı altında yer almış ve genelde Müslüman ve Hıristiyan kadınlarca ilaç olarak kullanılmıştır.66 Benzer biçimde İsviçre’nin ortasındaki Pilatus Dağı üzerinde yer alan Lucerne Gölü’nde bulunan kalsiyum karbonat (kireçtaşı) birikintileri, yerliler tarafından “ay sütü” diye adlandırılmış ve eczacılar tarafından pazarlanmıştır. Bunun tozu, hekimler tarafından ülser tedavisinde kullanılmış ve göğüsleri geliştirip anne sütünü artırdığı düşünülmüştür.
Bu bağlamda bizde günümüzde bile Doğu Anadolu’da sarılık hastalığına yakalanan bebeklerin tedavisinde “sarı kundağa sarma”, “altın suyunda yıkama” ya da küçük bir parça “sarı kehribar yutturma” gibi yöntemler hâlâ kullanılmaktadır. Paracelsus’tan bir yüzyıl sonra İngiliz Nicholas Culpeper (1616-1654), bitkisel tedavinin Eskiçağ’a ilişkin “astrolojik” yüzünü yeniden canlandırmıştır. Astrolojik otacılar, bitkileri, zodyakın farklı işaretleriyle ilişkilendirmişlerdi. Onlar bedenin çeşitli kısımları üzerinde egemen olan işaret ve gezegeni belirleyip aynı astrolojik işareti taşıyan bitkiyi tanımlamak suretiyle özel hastalıkları tedaviye girişmişlerdi. Ancak dönemin Francis Bacon (1561-1626) ve William Harvey (1578-1657) gibi bilginleri, bilimi kurgusal süreçten deneysel sürece dönüştürmüşlerdir. Böylece biyolojik ve tıbbî bilimler, öte yandan da otacılarla hekimler birbirinden ayrılmaya başlamışlardır. Bitkilerin sınıflandırmasına odaklanan ve işaretler ve yıldızlar bilgisini reddeden otacılar botanik bilimini oluştururlarken, Harvey’in kan dolaşımını Culpeper’in gezegen hareketlerinden daha yararlı bulan hekimler ise bilimsel tıbbı oluşturmaya başlamışlardır.28 Culpeper’in Latince’den İngilizce’ye çevrilen Pharmacopoeia Londinensis (Londra Farmakopesi) (1649) adlı eseri, ilaç listelerini ve onların formülasyonlarını içermekteydi.
Ancak onun bu eseri İngiltere’de Krallık Hekimler Derneği’nce dikkate alınmamıştır; çünkü Culpeper, tıp hekimi olarak değil de daha çok otacı-kökçü olarak tanınmaktaydı.49
Özellikle uzun dönemler boyunca bir sihir ve şifa aracı olarak kullanılan insan bedenine benzer yapıdaki adamotu, belki de bu örneklerin en ünlüsüdür ve yapısal şekliyle de bağıntı kurularak afrodizyak olarak yaygın şekilde kullanılmıştır. Ona dayalı olarak hazırlanan aşk iksiri de, partnerin isteğini kamçılayacak yönde etki edecektir. Merkezî sinir sistemi üzerine etki eden adamotu kökü, cerrahi işlemlerde uyutucu ve narkotik olarak da kullanılmıştır.61
İşaretler öğretisinde yalnızca şifalı bitkiler değil, hayvansal ve mineral maddeler de göz önüne alınmıştır. Kırmızı renkte olan hematit (kantaşı) kanlı ishalde kan durdurucu ya da anemik hastalıklarda kan üretici araç olarak geçerli sayılmış, turnabalığının toz haline getirilmiş sivri dişleri ise böğür sancılarına karşı ve bıçak yaralarını tedavi etmek için uygun bulunmuştur.61
İtalyan evrensel bilgin Giambattista della Porta (1538-1615), Physiognomonica (ya da De humana physiognomonia) [İnsan Fizyonomisi (İnsanları Yüz Biçimlerinden Tanıma Bilimi) Üzerine] (1586) v e Phytognomonica (Bitki Fizyonomisi) (1588) adlı eserlerinde, Paracelsus’un hastalık tedavisi konusunda geliştirdiği işaretler öğretisini daha da geliştirmiştir. Onun Liber de destillatione (Damıtma Kitabı) (1563) ve Liber de vinis (Şarap / Alkol Üzerine Kitap) (1563) adlı kitapları da bulunmaktadır. Bu öğretinin önde gelen destekçileri arasında yer alan Jacob Böhme (1575-1624), Almanya’da Goerlitz kentinde yoksul bir ayakkabıcı idi. 25 yaşında iken derinlemesine mistik bir durugörüye (“vision”) sahip olarak Tanrı ile insan arasındaki gerçek ilişkiyi duyumsamış, kendi durugörüsünün bir sonucu olarak De signatura rerum (Nesnelerin İşaretleri Üzerine) (1621) adlı eserini kaleme almıştır. “İlk Alman Filozofu” olarak da nitelenen gizemci filozof Jacob Böhme’ye göre bitkilerin şekli ile insan ve hayvanların yüz biçimleri tanrısal kriptogram gibiydi. “İşaretler öğretisi”, daha sonra İngiltere’de William Cole (1762-1833) tarafından aşırı boyutlara uzandırılmıştır.66