• Nenhum resultado encontrado

Çoklu Zeka Kuramı

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Çoklu Zeka Kuramı"

Copied!
47
0
0

Texto

(1)

©

www.

M

aximum

B

ilgi.com

• • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • •

ARAŞTIRMA SERİSİ No.149

(2)

ZEKA

Üzerinde yıllardır çalışılan zeka, soyut bir kavramdır. Bu nedenle de hep merak edilen, çerçeveleri çizilmeye çalışılan, sorgulanan bir canlı özelliği haline gelmiştir. Terimin ortaya çıkışı Aristoteles'e kadar uzanmaktadır. Zeka sözcüğünün bilimsel alan yazında kullanılan Latince "intelligence"(İnter-Iegentia) sözcüğünü, Aristoteles'in "dia-noesis" teriminin neredeyse birebir çevirisi olarak ilk kullanan Cicero olmuştur. Aristoteles'ten kaynaklanan skolastik felsefede, bu terim dinamik ve orektik (yani, duygulanımsal ve hazsal) süreçlere karşıt olarak, zihinsel özelliklerin anlıksal (yani entelektüel) yada bilişsel (yani ayırt edici ve güdüleyici) özellikleri biçiminde iki katlı bir sınıflama olarak yer almıştır. Kullanılması ise bir tercihi ima etmiştir. Daha sonra bu konu ile ilgili çalışmalar (19. yüzyılda) hızlanmış, pek çok görüş ortaya çıkmış, farklı sınıflamalar yapılmış ve etkileri günlük yaşamımıza yoğun bir biçimde girmiştir.

Günümüze dek, araştırmacılar bireylerin zihinsel yapılarına ve davranışlarına bakarak zeka üzerinde fikirler yürütmüşlerdir. Buna göre zeka, kimi zaman bir testten alınan puan, kimi zaman çevreye uyum sağlama, kimi zaman da problem çözme olarak düşünülmüştür. Bu kuramlarda çoğunlukla dil, matematik ve mekanik gibi yeteneklerle, verilen yeni bir problem durumunun çözülebilmesi ölçüt alınmıştır.

İbni Sina: Zeka hem öğrenme sürecinden ayrı hem de dış dünyadan gelen algıların insana

verdiği bilgiyi öğrenmeyle ortaya çıkmaktadır. Öğrenme süreci hakkında sonradan öne sürülmüş tek taraflı kuramları çok daha önceki bir asırda birleşik bir şekilde öne süren bu görüş, modern psikolojinin bağdaştırıcı görüşüne de uygun düşmektedir

Galton: Bireysel farklılıklar, duyusal yeteneklerdeki farklılıklardan kaynaklanır, bireyin duyuları ne

kadar keskin olursa zekası o kadar iyi işler.

Cattel: Zeka testi kavramını ilk kez ortaya atmıştır. Duyum keskinliği ve tepki hızındaki farklılıklar

zihinsel fonksiyonlardaki farklılığı yansıtır görüşünü savunur.

Binet: Zeka, kavrama, hüküm verme, akıl yürütme gibi karmaşık üst düzey işlemlerde kendini

gösterir. Bireyin zekası çözümü yüksek zihinsel işlemler gerektiren problem durumlarıyla karşı karşıya getirilerek ölçülebilir.

Sperman: Bütün zihinsel etkinliklerde rol oynayan genel bir zeka vardır ve buna "g" faktörü

(genel faktör) denir. Belirli zihinsel etkinliğin gösterilebilmesi için genel zihinsel yeteneğin dışında gerek duyulan zihin gücüne "s" faktörü (özel faktör) denir. Zekayı ölçmeği ölçmektir.

(3)

Guilford: Zihin birbirinden bağımsız faktörlerden meydana gelmiştir. Faktörler sınıflandırılabilir.

120 faktör vardır. Faktörler belli bir içeriği, belli bir işlemden sonra belli bir ürün haline getiren zihin yeteneğidir. Her zihinsel etkinliğin içerik, işlem ve ürün olmak üzere üç yönü vardır.

Thorndike: Zeka birbirinden bağımsız farklı faktörlerden oluşur. Bir sorunun çözümünde birden

fazla faktör rol alabilir. Soyut zeka, mekanik zeka ve sosyal zeka olmak üzere üç faktör vardır. Zekanın düzey, genişlik ve hız olmak üzere üç boyutu vardır.

Thurstone: Zihinsel farklılıklar "g" faktöründen değil, birbirinden farklı ve bağımsız yedi faktörden

ileri gelir. Bunlar; sözel kavram, sözel akıcılık, sayısal yetenek, tümevarımsal muhakeme, bellek, uzaysal düşünme ve algı hızıdır.

Piaget: Geleneksel zeka anlayışına karşı çıkarak, zekanın zeka testinden alınan puan olmadığını

belirtmiştir. O, zekayı zihnin değişme ve kendini yenileme gücü olarak tarif etmiş ve zekaya gelişimsel açıdan yaklaşmıştır. Ayrıca, çocukların ilkel zihin yapısına sahip küçük yetişkinler olmadığını belirtmiştir. Zihinsel yaklaşımda, zihinsel yapı sindirim sistemine, bilgiler besin maddelerine benzetilir. Her ,besin maddesinin yenildikten sonra hazmedilip vücutta kullanmasına benzer olarak, dış dünyadaki nesne ve olaylarda algılanır, değerlendirilir ve kullanılacak hale getirilir. Algılanan bilgiler besin maddelerinin organizmayı değiştirdiği gibi bilişsel fonksiyonları değiştirir ve geliştirir.

Goleman: Thorndike'ın sosyal zeka adını verdiği zeka üzerinde durmuş ve duygusal zeka (EQ)

kavramını ortaya atmıştır. Duygusal zihin, evrim basamağında akıl zihninden önce ortaya çıkmıştır ve hayvanlarda da mevcuttur. Duygusal zeka; kendini harekete geçirebilme, aksiliklere rağmen yoluna devam edebilme, dürtüleri kontrol ederek doyumu erteleyebilme, ruh halini düzenleyebilme, sıkıntıların düşünmeyi engellemesine izin vermeme, umut besleme ile kendini gösterir. Herhangi bir uyarıcıya karşı gösterilecek tepki, akıl zihninden önce duygusal zihin tarafından algılanır.

Sternberg: Triarşik Zeka Kuramı'nı geliştirmiştir. Pratik bilgiyi kapsayan biçimde zekayı yeniden

tanımlamıştır. Bileşimsel, deneyimsel ve bağlamsal alt kuramları içerir. Çeçi Biyoekolojik yaklaşımı savunmuştur. Genel zeka yada "g" faktörü biçiminde tanımlanan tek bir zeka kavramına karşı çıkmış, zekayı biyolojik temelleri olan çoklu bilişsel potansiyel, bağlam ve bilgi bütünlüğünde değerlendirmiştir.

Gardner: İnsanlarda tek bir zeka yoktur. IQ ve zeka testleri sadece sözel ve mantıksal-

matematiksel yetenekleri ölçmektedir. Oysa bireylerde birbirinden farklı 8 yetenek alanı vardır. Bunlar; dilbilimsel, mantıksal/matematiksel, görsel/uzamsal, bedensel/kinestetik, müziksel/ritmi k, kişiler arası, içsel, doğa zekasıdır. Zekaya ilişkin bazı görüşler yukarıda sıralanmıştır. Bu görüşlerden günümüzde etkin olan dört görüş bu kitapta ele alınacaktır. Sözü edilen görüşler aşağıda sıralanmış ve açıklanmıştır.

Alternatif Zeka Kavramları

(4)

• Gardner'ın (1983) "çoklu zekalar" görüşündeki müzik ve bedensel zeka (bodily-kinesthetic intelligence) geçmişteki testlerde kullanılmadı. Ancak, özel olarak bu yeteneklerin, çevreyi seçme, biçimlendirme ve uyum için evrensel anlamda gerekli olmadığı söylenebilir.

• Üç-aşamalı (triarchic) zeka kuramındaki (Sternberg, 1985) pratik zeka uzun zamandır çalışılmış ve yapı geçerliği kanıtlanmıştır. Pratik zeka, geleneksel testlerle ölçülen analitik zekadan görece bağımsızdır ve okul ile iş başarısını varolan testlerden daha iyi şekilde yordar.

• Yaratıcı zeka da analitik zekadan farklıdır. Ancak, yaratıcı zeka, varlığı açıkça gösterilmekten çok, bir "aday" zeka durumundadır.

• Sosyal zeka ise (Keating, 1978; Cantor ve KihIstrom, 1987), özellikle sözel olmayan iletişim becerileri ile bireyin kişiler arası etkileşimde sahip olduğu becerileri kapsar.

Geleneksel testlerle ölçülen "akademik yönelimli zeka" (ki, özellikle analitik zeka), yaşam boyu önemlidir. Akademik yönelimli zeka bilgiyi hatırlama, onu değerlendirme ve onun önemliliğine karar verme yeteneklerini kapsar.

Zekaya ilişkin eski ve yeni bakış açılarını karşılaştırırsak:

Zekaya İlişkin Eski Bakış Açısı Zekaya İlişkin Eski Bakış Açısı

* Zeka sabittir. * Zeka geliştirilebilir.

* Zeka niceliksel olarak ölçülebilir. *Zeka herhangi bir performansta veya problem çözme sürecinde sergilendiğinden , sayısal olarak hesaplanamaz.

* Zeka tekildir. *Zeka çeşitli yollarla ortaya konulabilir. *Zeka gerçek yaşamdan soyutlanarak ölçülür. *Zeka gerçek yaşam durumlarında ölçülür. *Zeka öğrencileri sıralamak ve olası başarılarını

kestirmek için kullanılır.

*Zeka bireylerin gizil güçlerini ve onların başarılı olabilecekleri farklı yolları anlamak için kullanılır.

Zekanın Yaşa Göre Gelişimi

Zeka yaşamın ilk on yılında büyük bir gelişme kaydetmektedir. Bu süre içinde en hızlı gelişme ilk iki yılda gerçekleşir. Başlangıçta davranışı birkaç refleksten oluşan insan, iki yıl sonunda kendi başına yürüyebilen, konuşabilen, bazı basit problemleri çözebilen, neden sonuç ilişkisi kurabilen, basit planlamalar yapabilen, hatırlayabilen bir kişi hale gelir.

(5)

Sembollerle düşünebilme 11 yaşında başlar. 12 yaştan sonra zekanın hızında azalma olsa da gelişmeye devam eder. Gelişmenin en üst düzeyine 14-18 yaşlar arasında varılır. Zihinsel güç 30 yaşa kadar bu düzeyde kalır. Daha sonraki yaşlarda yeni malzeme öğrenmedeki başarı yavaş olarak azalmaya başlar, ancak öğrenilen bilgiler kaybolmaz tam tersine yaş ilerledikçe, deneyimden dolayı edinilen bilgiyi kullanmadaki beceri artar.

Zekanın Soyaçekim ile İlgisi

Doğuştan gelen zekanın değerlendirilmesi için bilinen bir yöntem yoktur. Kalıtımla çevre arasındaki ilişki birbirinden ayrı ve uzakta yetiştirilen ikizlerin davranış ve başarılarının incelenmesiyle bir ölçüye kadar belirlenebilir. Tek yumurta ikizlerinin kalıtımı, birbirlerinin aynıdır. Doğumdan itibaren birbirlerinden farklı çevrelerde yetişen tek yumurta ikizlerinin ve aynı evde yetişen çift yumurta ikizlerinin zeka puanlarının karşılaştırıldığı bir araştırmada, değişik çevrelerde yetişseler bile, kalıtımı aynı olan tek yumurta ikizlerinin zekalarının, aynı çevrede yetişip, kalıtımları birbirinden farklı olan çift yumurta ikizlerinin zekalarından daha çok birbirlerine benzediği ortaya çıkmıştır.

Bir başka araştırmada ise, bebek iken evlat edinilen çocukların zekalarını, üvey anne-babalarının zekaları ve ayrıca doğal anne-babalarının zekaları ile karşılaştırmışlar ve bu çocukların zeka puanlarının doğal ana-babalarınkine daha çok benzediği görülmüştür. Bunun gibi çok sayıda yapılan araştırmalar, kalıtımın zeka gelişmesinde önemli bir rol oynadığını ortaya koymuştur.

Zeka farklılıkları, farklı etnik-ırk grupları için belli bir noktada birleştiğine dair ikna edici kanıtlar yoktur. Bazı yıllardaki araştırmalar, okul başarısındaki boşlukların, bazı ırklar, yaşlar, okul dersleri ve beceri düzeylerinde birazcık daha dar olduğunu göstermiştir. Zeka düzeylerinin kendisindeki genel bir değişikliği yansıtma bakımından çok karışık görünmektedir.

Zeka ve Çevre

Zekanın kalıtımla ilişkisi çok belirgindir, ancak çevrenin de zekaya önemli etkisi vardır. Tek yumurta ikizleri birbirinden ne kadar farklı çevrelerde yetişirlerse aralarındaki zeka farkı da o denli fazla olmaktadır.

Ana-baba evi zihinsel gelişmeyi etkilediği istatistiklerle gösterilmiştir. Çeşitli eğitim seviyesine sahip ailelerden gelen çocukların bir arada okudukları okullarda yapılan araştırmalarda, yüksek eğitim düzeyli ailelerden gelen çocukların diğerlerine göre daha başarılı oldukları saptanmıştır.

1700 ve 1910 yılları arasında yaşayan 4421 ünlü kişinin kökenini inceleyen bir araştırma sonucunda bu kişilerin % 83'ünün üst tabakadan ve ancak %16'sının alt tabakadan geldiğinin ortaya çıkması, çevre faktörünün önceki yüzyıllarda çok daha önemli bir etken olduğunu ortaya koymaktadır. Her ne kadar başarı ve zeka birbirinden farklı olsa da, başarıda zekanın önemli bir payı olduğu göz önüne alınacak olursa bu bize zeka hakkında da bilgi verir.

(6)

Zekaya çevrenin etkilerinin arasında çevreden etkilenen kişilik yapısı, sosyo-psikolojik çevre, dil yeteneği ve güdü sayılabilir. Kaygılı ve korkak çocuklar problem çözerken yapılan işe dikkatlerini vermede güçlük çekerler ve dolayısı ile zeka testlerindeki başarı düşük olur.

Bir başka etken de, ailelerinin beklentilerinden dolayı orta ve yüksek sosyo-ekonomik düzeyden gelen çocukların diğerlerine göre daha güdülü olmaları ve test sırasında daha fazla gayret sarf etmeleridir. Diğer koşullar eşit tutulduğunda orta ve yüksek sosyo-ekonomik düzeyden gelen kişilerin zeka puanları, düşük sosyo-ekonomik düzeyden gelen kişilere kıyasla daha yüksek olmaktadır. En düşük ile en yüksek sosyo-ekonomik düzey arasındaki puan farkı 20'ye kadar çıkmaktadır.

Zekası yüksek kişiler daha iyi eğitim görmekte, kazançlı meslek sahibi olarak daha yüksek bir ekonomik düzeye erişmektedir. Sosyo-ekonomik düzeyi yüksek ailelerin çocukları daha fazla öğrenme olanağına sahiptir, bunlar ilerisi için daha iyi başlangıç koşulları elde edebilmektedir. Zeka testlerinde sözel bölümlerin bulunması, eğitim seviyesi yüksek kişilerin daha yüksek puan almasına yardım etmektedir. Dolayısı ile burada hem kalıtımsal hem de yetişme tarzından gelen bir avantaj söz konusudur.

Zeka ve Başarı

Üstün zekalı bir bireyin toplumda bununla orantılı olarak başarılı olacağı varsayılırsa da, kimi zaman denetlenemeyen dış etkenler nedeniyle uzun vadeli tahminler geçersiz çıkabilir. Zekanın toplumsal başarıya dönüştürülebilmesini sağlayan mekanizma henüz yeterince anlaşılamamıştır. Çocukluk döneminde yapılan başarı testlerinin aynı dönemde yapılan IQ testleri ile benzer sonuçlar verdiği görülürse de, yaşamın ileri ki yıllarında ortaya çıkacak davranış kalıplarının tamamen bu sonuçlarla belirlenmesi mümkün değildir.

Zekanın Biyolojik Temelleri

Zeka ile beyin arasıda çok yakın bir ilişki vardır. Zekanın beyinde yer aldığı kabul edilir. Bir insan beyninde 10 milyardan fazla sinir hücresi bulunmakta, her bir hücre ortalama 10.000 hücre ile bağlantı içerisinde çalışmaktadır. Nöron adı verilen bu sinir hücrelerinde sinyaller çok karmaşık elektro-kimyasal olaylar zinciriyle oluşan ve sayısı saniyede 1000 taneye kadar çıkabilen titreşimler halinde iletilmektedir.

Beynin ne biçimde çalıştığı henüz çözümlenebilmiş değildir. Belleğin işleyiş mekanizması, beyin algılama yaparken gösterdiği esneklik yeteneği gibi konular bilim adamlarını yıllarca uğraştırmış hala da uğraştırmaktadır.

Bir kısım bilim adamları belirli işlerden beynin belirli bölgelerindeki hücreleri sorumlu tutarak konuya açıklama getirirken, ünlü nörolog Karl Pribram hologram teorisini beyinle bağdaştırmak üzere yaptığı çalışmalarda beynin çevresi hakkındaki bilgileri sınıflandırılmamış bir karmaşık düzen içerisinde aldığı, alınan bu bilgilerin holografik, yani üst üste bindirilmiş dalgalar ve onların girişimleriyle oluşan

(7)

modele dayalı bir biçimde kaydedildiği ve daha sonra dışarıdan gelen frekanslara göre bilgilerin alışkın olduğumuz mekan-zaman için düzenlenerek, bilinen algı dünyasının oluştuğunu söylemektedir.

Beynimizin İşleyişi

İnsanda bulunan 100 trilyon hücrenin yaklaşık 100 milyarı beynimizdedir. İnsan beynindeki bağlantıların sayısı tüm dünyadaki telefon bağlantılarının yaklaşık olarak 1300-1400 katıdır.

Beynimizdeki dentritlerin dallanması ve komşu hücrelerle sinaptik bağlar oluşturması zekanın gelişmesi demektir. Bunu sağlamak için aktif yaşantı, anında geribildirim, uygun oyun malzemeleri, sevecen sözel iletişim ve çeşitlilik gereklidir. Ancak, anne sürekli egemen olursa fayda yerine zarar verir.

Sağ ve Sol Yarım Küre:

Yarım kürelerden her biri vücudun zıt tarafını denetlemektedir. İnsanların % 90-95’inin sol yarım küresi baskındır. El hareketini denetleyen motor alanlar sol yarımkürede baskın olduğu için insanların büyük çoğunluğu sağ elini kullanır. Herhangi bir nedenle sol yarımküre zarar görürse sağ yarımkürede baskın özellikler gelişebilir. Önemli işlevlerde öne çıkan yarımküre baskındır. Baskın yarımkürenin üstlendiği işlevler arasında dil öğrenimi, matemetik, mantık gibi konular vardır. Baskın olmayan yarımküre ise müzik, resim ve yüzlerin tanınması gibi alanlarda etkindir.

Sol Yarım Küre Sağ Yarım Küre

Sağ elin denetlenmesi Sol elin denetlenmesi

Konuşma, ses, gramer Tek sözcük anlamları, ses perdeleri Düşünme ve mantığa dayalı Sezgisel mantık yürütme Analiz Bütünleştirme

Dakiklik Görme, hayal, tasarım Matematiksel olgularda yetenekli Müzik, sanat yeteneği Kısa süreli işitsel bellek Duyusal imge belleği Otomatik tekrarları sever Yeniliği sever Dinler, konuşur Bakar, yapar

Zeka Gelişimini Etkileyen Etmenler

a) Vitamin ve Mineral Eksiklikleri: Uygun doz üç ay süreyle verildiğinde geleneksel IQ skorları 4 puan artmaktadır. İyot eksikliği zeka gelişimini önemli ölçüde etkilemektedir. Doğum

(8)

Ağırlığı: Yetersiz doğum öncesi bakımdan kaynaklanan doğum anındaki ağırlık farklarının ortadan kaldırılması IQ skorlarını ortalama 5 puan artırmaktadır.

b) Askorbik Asit Düzeyleri: C vitamini yönünden eksik olan yeterli beslenmemiş çocuklara uygun ve gerekli ilavelerin sağlanması ortalama IQ skorlarını 3 puana kadar artırmaktadır. c) Kafa Büyümesi: Yetersiz beslenme çocuklarda beyin ve kafa büyümesini geriletmekte ve 5-6

puanlık bir etkiye neden olmaktadır.

d) Annenin Konuşma Örüntüleri: IQ tamamen genetik olsaydı, çocuğun genlerini hangi aileden aldığı sorun olmazdı. Irklar arası çiftlerde yapılan çalışmalarda, beyaz annesi ve siyah babası olan çocuklar, siyah annesi beyaz babası olan çocuklardan ortalama 6-7 puan fazla almışlardır.

(9)

ZEKA İLE İLGİLİ YAKLAŞIMLAR

1. PSİKOMETRİK YAKLAŞIMLAR :

Psikometrik yaklaşım zekayı nicel, tek ve bütünleşik bir kavram gibi görmektedir. Zihin yaşı ve takvim yaşını zeka değerlendirmesinin temeli olarak alır.

Stanford-Binet testi 1916 yılında geliştirildiğinde zekayı tek faktörlü olarak ele alıyordu. Binet son çalışmalarında zekanın hüküm verme, kavrama, akıl yürütme gibi işlemlerde ortaya çıktığını vurguladı. Bir kişinin zekası hakkında sağlıklı kararlara ulaşabilmek için, onu üst düzey zihinsel işlem gerektiren problem durumları ile karşılaştırmak gerektiğini savundu.

Wechsler testi 1940'larda zekanın birçok yönü olabileceğini vurgulamıştı. Sözel ve performans olmak üzere iki boyutu vardı. Sperman ise bütün zihinsel etkinliklerde rol oynayan genel bir zeka olduğunu ve buna "g" faktörü (genel faktör) denilebileceğini öne sürdü. Belirli zihinsel etkinliğin gösterilebilmesi için genel zihinsel yeteneğin dışında gerek duyulan zihin gücüne s faktörü (özel faktör) dedi. Zekayı ölçmenin g'yi ölçmek olduğunu belirtti.

Ancak g'nin nasıl tanımlanacağı konusunda bir uzlaşı oluşmamıştır. Sperman bazı zihinsel etkinliklerde birden fazla faktörün rol oynadığını görmüş buna da grup faktörü adını vermiştir. Grup faktörü genel zihinsel yeteneğin dışında bulunan, fakat bazı özel yeteneklerde ortak olan bir zihinsel gücü ifade etmektedir.

Psikometrik yaklaşım öncelikle öğrenmenin iki yolunu öne çıkarmıştır. Bunlar, sözel- dilsel ve mantıksal-matematikseldir. Çünkü bu alanlar nice' olarak ifade edilebilir, ölçülebilir, Standart tekniklerle karşılaştırılabilir alanlardır. Eğitim sistemi içinde bireyleri, grupları, okulları, bölgeleri karşılaştırmak açısından psikometrik yaklaşım oldukça işlevseldir. Ancak bu yaklaşım sadece bir-iki yolla öğrenci gelişimlerini sınayabilmektedir. Bu durum belirli öğrencilerin istenmeyen bir biçimde avantajlı konuma gelmesine yol açmaktadır. Öğrencileri sadece belirli konuları içeren standart testlerle değil, performans, problem ve ürün temelli sınama durumlarına tabi tutmak, portfolyo değerlendirmeleri yapmak çok yönlü bir bakış açısı getirecektir.

2. GELİŞİMSEL YAKLAŞIMLAR

Piaget 1972'de zekaya gelişimsel temelli bir açıklama getirdi. Bireylerin değişik yaşlarda özümleme ve uyum sama yoluyla nasıl çevreye uyum sağladığını ve gelişimsel ilerlemeler gösterdiğini ortaya çıkardı. Zekayı anlamak için bilginin nasıl edinildiğini ve kullanıldığını ele almak gerektiğini öne

(10)

sürdü. Piaget'ye göre zeka, çevreye uyum sağlama gücüdür. Diğer bir deyişle zihin gelişimi dengelenme sürecidir. Birey başlangıçta denge durumundadır. Yeni karşılaştığı bilgi ve durumlar dengesini bozar. Özümleme ve uyum sama yoluyla çevreye uyum sağlar ve yeniden denge oluşur. Böylece zihin gelişimi devam eder. Zihin gelişimini etkileyen etkenler arasında özellikle çocukların aktif yaşantı geçirmesi ve toplumsal aktarım çok büyük önem taşır. Piaget yaptığı çalışmaların sonucunda duyu-hareket, işlem öncesi, somut işlemler ve soyut işlemler dönemlerinden belirli yaşlarda geçildiğini içeren bir kuram ortaya koydu.

Gelişimsel yaklaşımlar içinde söz edilmesi gereken bir başka isim Vygotsky'dir. Vygotsky'ye göre zihin gelişimi Piaget'nin ileri sürdüğü gibi kendi başına oluşan bir süreç değildir. çocuğun çevresindeki bireyler ona problem durumlarında yardımcı olur ve bazı bilgiler verir. Bu nedenle zeka gelişiminin toplumsal yönü de vurgulanmalıdır. Vygotsky'ye göre belirli bir gelişim düzeyinde çocuğun kendi başına gerçekleştirebileceği bir takım davranışlar olduğu gibi, bir yetişkinin yardımıyla başarabileceği davranışlar da vardır. Bu davranışlar "proximal zoneli davranışlardır. VygotSky Piaget'den farklı olarak kavramları kendiliğinden edinilen ve öğretilen kavramlar olarak ikiye ayırmak tadır. Kendiliğinden edinilen kavramlar gündelik yaşamda kullanılan kardeş kavramı gibi kavramlardır. Öğretilen kavramlara ise sömürü kavramı örnek verilir. (Selçuk,2004:5)

0-2 yaş

2 yaş

3-7.yaş

7-11 yaş

12-18 yaş

Duygusal Nesnelerin Rol oynama ve Okuldaki Kişiler arası kontak manupulasyonu sembolik formel ilişkilerin ve

etkinlik çalışmaların kariyer vurgulanması açılımlarının

kaynaştırılması.

3. BİYO-EKOLOJİK YAKLAŞIMLAR

Bir çok araştırmacı, zekanın tanımlanması ve ölçülmesi ile ilgili yeni fikirleri keşfetmek amacıyla beyni biyolojik bir perspektiften ele almıştır. Bunlardan biri olan Ceci'nin zeka ile ilgili olan biyoekolojik teorisi, bir tek bilişsel potansiyelin yada bir "g" faktörünün olmadığını ileri sürer. Bunun yerine farklı sayılarda potansiyelin olduğunu iddia eder. Bilginin ve doğal yeteneğin ayrılmaz olduklarını, bununla birlikte ortamsal, biyolojik, üst-bilişsel ve güdüsel değişkenlerin de zeka kavramı içerisinde yer aldıklarını belirtmiştir. Öne çıkardığı üç ana kavram, çoklu bilişsel potansiyel, bağlam ve bilgidir.

Zekanın biyoekolojik yada psiko biyolojik perspektifi, zekayı tek faktör teorisi ile açıklamaktan ziyade zekanın, farklı 'şekillerde açıklanmasını destekler. Bazı bilişsel etkinliklerde cinsiyet farklılıkları ile ilgili farkındalıklar da önem kazanmaktadır. Bilişsel işlevler, beynin özel alanlarında ortaya çıkmaktadırlar ve bu işlevler, genetiğin, kişisel hayat deneyimlerinin ve farklı koşulların kombinasyonları tarafından

(11)

etkilenmektedirler. Ceci zekanın işleyişinde biyolojik ve çevresel etkenlerin birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini savunmakta ve bu ilişkiyi ortak yaşam ilişkisi olarak görmektedir. (Selçuk,2004:6)

4. ÇOKLU YAKLAŞIMLAR

ƒ Triarşik Zeka Kuramı:

Robert Sternberg "Triarchic Mind" adlı kitabında IQ testlerinin birçok problem taşıdığını ifade etmektedir. Bunlardan bazıları şöyle sıralanmaktadır:

a) Kronometrenin uygunsuz kullanımı . b) Kültürel önyargılar

c) Akademik önyargılar

d) IQ niceliksel olarak sabittir görüşü

e) Genel kabul görmüş bir zeka kuramının eksikliği

f) Zekanın göstergesinin sözel, uzamsal ve sayısal muhakemeyle sınırlı olması

Sternberg zekayı yeniden tanımlama noktasında yeni bir bakış açısı getirmiştir. Zekanın etkileşerek işleyen farklı bileşenlerden oluştuğunu, bireyin içsel ve dışsal dünyası ile deneyimlerinin zekayla ilişkili olduğunu savunmuştur. Şimdiye kadar yapılan zeka tanımları içerik, yapı ve süreç boyutlarında gruplandırıldığında Sternberg'in tanımı "süreç" boyutundadır. Gardner bireylerde zekanın farklı türleri bulunduğunu ve her bir zeka türünün içinde farklılaşan derecelerde yetenek bulunduğunu ileri sürerek "içerik" tanımlaması yapmıştır. H.J. Eysenck ise "yapı" boyutunda tanım yapan zeka araştırmacılarına örnek verilebilir.

Sternberg entelektüel etkinliklerde bulunurken görev yapan farklı bileşenleri betimleyen bir tanım ortaya koymaktadır. Ona göre zeka, bireyin zihinsel olarak kendi kendini yönetme kapasitesidir. Triarşik kuram bileşimsel, bağlamsal ve deneyimsel üç alt alan içermektedir. Bilgi işlem boyutu, bireyin zekice davranışlar geliştirirken kullandığı bilişsel süreç ve yapıları kapsayan içsel dünyasını kapsamaktadır. Bağlamsal alan, kişinin çevresel etkenleri değerlendirmede kullandığı süreçleri ve dış dünyasın; kapsamaktadır. Son alt alan olan deneyimsel alan bireyin deneyimlerinin iç ve dış dünyasıyla ilişkilerini içermektedir.

Bu alanları incelersek:

(12)

a. Bileşik unsurlar: Problemi tanımlama, çözüme ulaşmak için gerekli aşamaları belirleme,

planlama ve sonucu değerlendirme.

b. Performans davranışı: Problem durumunun çözümlenmesi, belirlenen stratejilerin

uygulanması, elde edilen bilgilerin yeni durumlara uygulanması, uyarıcıların özelliklerini kıyaslama ve anlam çıkarma.

c. Bilgi kazanımı: Burada dil becerisi ve kullanımı, sorun çözmede bağlamsal ipuçlarını

yakalayabilmek açısından önemlidir.

2. Deneyimsel boyut: Deneyimlerimiz yeni görevlerle baş edebilme becerimizi artırır ve bilgi

işlem davranışımızı kendi kendine işler hale getirir. Başka bir deyişle yeni davranışlar gerektiren bilişsel sistemlerde, zihinsel işlevler alışagelmiş şekilde kullanıldığında yetersiz kalabilmektedir. Bu gibi durumlarda yaratıcılık öne çıkmaktadır.

3. Bağlamsal boyut: Dış dünya ile ilişkilerde bilgi işlem boyutunda belirtilen bileşik unsurların

hangi işlevlerde kullanılacağını belirler. Başka bir deyişle zekanın uyum sağlama boyutudur. Uyum burada şu durumları içerir:

a. Mevcut çevre koşullarına uyum, b. Mevcut çevre koşullarına şekil verme,

c. Yeni çevre seçimi daha uygun çevreyi belirleme. ƒ Çoklu Zeka Kuramı:

Nöropsikoloji ve gelişim uzmanı Gardner, geleneksel zeka anlayışını inceledikten sonra, 70'li ve 80'li yıllarda bireylerin bilişsel kapasitelerini araştırmaya başlamıştır. Boston Üniversitesi'ndeyken yeteneklerin örüntüsünü anlamaya, bilişsel yada duyuşsal kazaların etkilerini belirlemeye çalışmıştır. Aynı zamanda Harvard Üniversitesi'nde Hıraject Zeroh adlı projede normal ve üstün yetenekli çocuklarla ilgili araştırmalar yapmış, bilişsel yeteneklerin gelişimini incelemiştir. Bu çalışmalar sonucunda zeka alanlarını çoklu zeka alanları olarak 8 bölüme ayırmıştır. Bu bölümü ayrıca ileride işlenecektir.

1- Çok Etmenli Zeka Kuramı:

Zeka bir çok zihinsel yeteneğin değişik durum ve koşullarda kullanılmasını içerir. Bu yetenekler arasında başlıcaları :

a) Sözel Anlayış: Sözcükleri tanıma ve anlama,

(13)

c) Sayısal Yetenek: Aritmetiksel işlemleri çabuk ve doğru olarak yapabilme, d) Alansal ve Uzay ilişkileri: İki ve üç boyutlu görsel algılamayı yapabilme, e) Bellek: İşitsel ve görsel olarak belleme gücü,

f) Algısal Hız: Karmaşık bir nesnenin ayrıntılarını görebilme, zemin şekil ilişkisini ayırt edebilme, benzerlik ve farklılıkları doğru olarak algılayabilme,

(14)

ZEKANIN ÖLÇÜLMESİ VE ZEKA TESTLERİ

Eski Çin ve Yunan kayıtlarından elde edilen bilgiler ışığında, 2000-2500 yıl önce bile zihinsel, kişisel ve fiziksel farklılıkları ölçmek üzere girişimler olduğunu anlıyoruz. Zeka testleri konusundaki sistematik ve bilimsel çalışmalar ancak 19. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkmaya başlamış, İngiltere'de Fransis Galton, Almanya'da Emil Kraeplin ve Fransa'da Fred Binet bu konuda araştırmalar yapmışlardır. İlk formal IQ testi bu yüzyılın başında, Fransız hükümetinin, okuldan yararlanamayacak kadar durgun zekadaki çocukların yeterli zeka potansiyeli olduğu halde gerekli çabayı göstermedikleri için başarısız olan çocuklardan ayırt edebilmek amacıyla Binet ve Simon'dan zeka testi geliştirmelerini istemesi üzerine ortaya çıkmıştır.

Binet, çocukların hangi yaşlarda hangi becerilere sahip olduklarını inceleyerek ilk test maddelerini oluşturdu ve bu test maddelerini çocuklar üzerinde denedi. Her yaş için, o yaştaki çocukların %60'ının başardığı maddeler, o yaş için test maddesi olarak belirlendi. Bu ölçüme göre bir çocuk, kendi yaşıtlarının yapabildiklerini yapabiliyorsa normal zekalı, daha küçüklerin yapabildiklerini yapabiliyorsa geri zekalı, kendinden büyük zekalıların maddelerini yapabiliyorsa ileri zekalı olarak değerlendirildi. Böylece 1908 yılında Binet-Simon adı altında ilk zeka testi ortaya çıktı. Bu test daha sonra çeşitli tarihlerde ve en son olarak da 1986 tarihinde yenilendi. Bunlardan 1937 tarihindeki yenileme, Stanford üniversitesinde yapılmıştı, ve testin bu tarihten sonraki adı Stanford-Binet oldu. 1986 tarihinde geliştirilen test Stanford-Binet Sürüm 4 olarak anılmaktadır.

Zeka tesleri konusunda Terman, Cattell, Spearman, Stern, Thorndike, Thrustone ve Wechsler bilinen diğer önemli isimlerdir

Günümüzde en yaygın olarak kullanılan Binet ve Wechler testlerinde öğrenme, soyutlama ve yeni durumlara uyum gösterme kapasitesi ölçülmeye çalışılmakta ve sonuç, zeka yaşının kronolojik yaşa oranı olan zeka bölümü (Intelligence Quotient- IQ) olarak elde edilmektedir.

IQ NEDİR?

İlk zeka testlerinin dayandığı nokta, belirli işler veya test elemanları üzerindeki performansın yaş ile birlikte arttığı, ve bu performansın belirli bir yaş grubunda yer alan daha zeki kişilerin daha az zeki kişilerden ayırt etmede kullanılabileceği varsayımıydı. Alfred Binet'in bu prensipten yola çıkarak, hazırladığı ilk zeka testi, düşük zeka seviyesindeki çocuklara daha iyi bir eğitim sağlayabilmek üzere onları tespit edebilmeyi amaçlıyordu.

(15)

çeşitli öğrenciler üzerinde uygulamaya başladı. Eğer bir problem ya da iş, ileri olarak nitelenen çocuklar tarafından yapılabiliyor ama geri çocuklar tarafından yapılamıyorsa, bu soru o yaş için test maddesi olmaya uygun kabul ediliyordu, diğer durumda ise test maddesi olarak göz önüne alınmıyordu. Bu işin sonunda Binet, aynı yaştaki ileri ve geri grupları ayırt etmek üzere bir çok sorudan oluşan testler elde etmiş oldu.

Binet testinde, test uygulanan çocukların zeka yaşlarını göstermek üzere bir sayı kullanılıyordu. Zeka yaşı, uygulanan testte aynı puanı alan çocukların ortalama yaşına karşılık gelmektedir. Örneğin, 10 yaşındaki bir çocuk testten 45 puan aldıysa, ve bu puan 8 yaşındaki çocukların ortalama puanına karşılık geliyorsa, bu durumda bu çocuğun zeka yaşı 8'dir. Benzer şekilde 14 yaşındaki bir çocuk eğer testten 88 puan aldıysa ve bu puan 16 yaşındaki çocukların ortalama puanıysa, bu durumda bu çocuğun zeka yaşı 16 demektir.

Öğrencilere bu şekilde bir zeka yaşı verilmesi, onların aynı yaştaki diğer çocuklara göre nasıl olduklarını gösteriyordu, ancak böyle bir sayı aynı yaşta olmayan kişilerin zeka derecelerini karşılaştırmakta problem yaratıyordu. Dolayısıyla, zeka derecesini belirlemek üzere zeka yaşı yerine, zeka bölümü, yani IQ (Intelligence Quotient) olarak adlandırılan bir değer kullanılmaya başlandı. IQ, zeka yaşının, doğum tarihine göre belirlenen gerçek yaşa bölümünün yüzle çarpılmasıyla elde edilmekteydi. Yani:

IQ= (Zeka Yaşı/Gerçek Yaş)*100 formülü ile bulunmaktadır.

Daha önceki örneklerimize bu formülü uygulayacak olursak, birinci öğrenci için IQ=(8/10)*100=80, ikinci öğrenci içinse IQ=(16/14)*100=114.2 olarak bulunacaktır.

Yukarıdaki formülden de kolayca anlaşılacağı gibi, eğer bir kişinin gerçek yaşı ve zeka yaşı aynıysa IQ derecesi 100 olacaktır, zeka yaşı gerçek yaşından büyük olanlar için 100'den daha büyük diğerleri içinse daha küçük bir IQ derecesi elde edilecektir.

IQ derecesinin hesaplanmasında temel kavramlar aynı olmasına karşın, günümüzde IQ dereceleri standartlaştırılmış bir grubun ortalama sonuçlarının ve standart sapmalarının kullanıldığı istatistiksel ve matematiksel bir takım hesaplamalar içeren karmaşık bir yöntemle daha anlamlı bir biçimde bulunmaktadır.

İnsanlarda ortalama Zeka Bölümü 100 olarak kabul edilmiştir. Kabaca bir sınıflama yapılacak olursa, 130'un üstündeki IQ değerleri üstün zeka, 70'in altındaki IQ değerleri ise geri zeka olarak nitelendirilir. IQ derecelerinin yüzde olarak dağılımına ilişkin çizelge aşağıdadır. En çok görülen IQ derecesi ortalamaya karşılık gelen 100'dür. Insanların %68.3'ü 85 ve 115 arasında ortalamaya yakın bir IQ derecesine sahiptir.

(16)

IQ derecelerinin yüzde olarak dağılım tablosu

Zeka Testlerinin Eleştirisi

Zeka testleri konusundaki en önemli tartışmalardan biri zekayı oluşturan zihinsel yeteneklerin tanımlanması ve IQ'nun bu yetenekleri yeterince yansıtıp yansıtamayacağı üzerinde yoğunlaşmış, testin hazırlanması ve standartlaştırılmasında kültürel önyargıların olabileceği ileri sürülmüştür. Sosyoekonomik düzeyi yüksek çocukların test sonuçlarının da daha yüksek çıktığı saptanmıştır. Sosyo- ekonomik durum, öğrenim olanakları, hatta testin uygulandığı koşulların bile test sonuçlarını etkileyebileceği düşünülür. İyi eğitim görmüş kişilerin kelime bilgisi daha fazladır, bütün zeka testleri sözel ağırlıklı olduğundan, bu kişilerin zeka testlerinde eğitimi az kişilerden daha yüksek bir puan alması doğaldır. Bütün zeka ölçeklerinde kültürel yanlılık söz konusudur. Bu testler meslek sahiplerine yanlılık gösterir. Zeka testleri psikologlar tarafından hazırlanmaktadır, dolayısıyla bu meslek grubuna yanlılık yansıtır.

Günümüzde kullanılan zeka testleri, zeka hakkında bilinen bütün nitelikleri kapsamaktadır. Bu testler, çeşitli zeka düzeyindeki kişileri ayırt edebilmekte, farklı kültürler için çeşitli normlar geliştirilmiş ve bu testler zeka hakkındaki yeni bilgiler ışığında ve yeni malzemeler kullanıma girdikçe daha da geliştirilmektedir.

Ayrıca, bireyin doğuştan gelen yeteneklerini daha doğru yansıtan ve kültürel yapıdan etkilenmeyecek testler geliştirilmesine yönelik çalışmalar da yapılmaktadır.

Bilinen Zeka Testleri:

Çok kesin sonuçlar vermese de Stanford-Binet ve Wechsler ölçekleri gibi testler zekanın ölçülmesini sağlar. Bu testler bireyin zeka yaşının kronolojik yaşına oranı olan Zeka Bölümünü (Intelligence Quotient- IQ) ölçmeye yarar ve zekanın dışavurumlarının kabaca bir görüntüsünü çizer.

Günümüzde en çok kullanılan 4. sürüm Stanford-Binet testi zekayı üç aşamalı hiyerarşik bir model olarak ele almaktadır:

I. Aşama: G faktörü: Zekayı bir bütün olarak etkilediği varsayılan g-faktörünü elde etmek üzere

(17)

II. Aşama:

a. Kristalize yeteneklerin ölçülmesi b. Akıcı-Analitik yeteneklerin ölçülmesi c. Kısa Süreli Bellek yeteneklerinin ölçülmesi

III. Aşama: Sözel yargılama, sayısal yargılama ve soyut/görsel yargılama yeteneklerinin

ölçülmesine yöneliktir.

Wechsler testi de yine çok kullanılan testler arasındadır. Amerikalı psikolog David Wechsler tarafından geliştirilen bu test daha çok WAIS-R (Wechsler Adult Intelligence Scale-Revisted) adı altında bilinmektedir. Bu testin çocuklar için geliştirilen sürümü ise WISC III (Wechsler Intelligence Scale for Children-III) adıyla anılmaktadır. WAIS-R ve WISC-III testlerinde sözel ve sözel-olmayan iki temel bölüm yer almaktadır. Her iki bölümdeki sorular birbirinden tümüyle farklı niteliktedirler.

Sözel kısımda kelimelerin sözlük tanımı veya bir cümlenin yorumlanması ya da bir matematik sorusu gibi daha bilindik türden problemler yer alırken, sözel-olmayan kısımda resimlerin mantık sırasına göre dizilmesi, küçük nesne parçalarının birleştirilmesi gibi şeyler istenmektedir. Kişilerin sözel ve sözel-olmayan bölümlerdeki başarıları genellikle birbirine yakın olmasına rağmen, dilsel bozukluk gösteren kişilerde veya başka türden çevre etkilerine maruz kalmış kişilerde iki kısım arasında büyük farklılıklar gözükebilmektedir. WAIS-R ve WISC-III testlerinde her iki bölüm için değişik bir puan verilmesi kişilerin özel yetenekleri hakkında daha detaylı bilgi edinmemizi sağlar.

Stanford-Binet , WAIS-R ve WISC-III testlerinin tümünde, konuyu bilen bir kişinin testi özel olarak kendisinin uygulaması gerekmektedir, bu açıdan testlerin uygulanması zor ve zaman alıcıdır. Yeni geliştirilen bazı testler grup halinde uygulamaya izin vermektedir. Bu tür testlerde cevaplar testi uygulayana doğrudan verilmez, kalem ve silgi kullanılarak test kağıdı üzerinde verilir. Bu tür testlerin toplu halde uygulanabilmesi bir avantaj sağlarken, cevapların sadece yazılı olarak verilebilmesi, sorulacak soru türleri üzerinde kısıtlamalara sebep olmaktadır.

Aşağıda sadece uzmanlar tarafından kullanılmak üzere geliştirilmiş ve sadece uzmanlar tarafından satın alınabilecek diğer yedi test hakkında bilgi verilmiştir.

(18)

TESTİN ADI AÇIKLAMA HAWIE: Hamburg Wechsler Intelligenztest für Erwachsene

Bu test, 1939’daki Wechsler-Bellevue Adult Intelligence Scale’ın Almanca işlenmiş ve standartlaştırılmış şeklidir. Almanca metin “Die Messung der

Intelligenz Erwachsener” olarak 1956’da Verlag Hans Huber, Bern ve Stuttgart‘da yayınlanmıştır.

IST: Intelligenz-Struktur Test

Bu test, 1953’de R. Amthauer tarafından, Verlag für Psychologie Dr. C. J. Hogrefe, Göttingen’de yayınlanmıştır.

AIT: Analytischer Intelligenz test

Bu Alman testi, R. Meili tarafından geliştirilmiş ve 1966’da Verlag Hans Huber, Bern ve Stuttgart ‘da yayınlanmıştır.

LPS: Leistunsprüfsystem

Bu Alman testi, W. Horn tarafından geliştirilmiştir. 1962’de Verlag Dr. C. J. Hografe, Göttingen’de yayınlamıştır.

Stanford-Intelligenz Test

Bu Amerikan testi, H. R. Lücketr tarafından Almanya için gözden geçirilmiş ve 1957’de Verlag Dr. C. J. Hogrefe , Göttingen’de

yayınlamıştır.

Progressive Matrices Bu Amerikan testi, ilk kez 1938’de J. C. Raves tarafından N. K. Lewis Co. Ltd. Londra’da basılrmıştır

Figure Reasoning Test Bu Ingiliz testi, J. C. Daniels tarafından geliştirilmiş ve 1949’da Crosby Lockwood Son Ltd. , Londra’da yayınlamıştır.

(19)

ÇOKLU ZEKA KURAMI

Eğitim üzerine çalışmaların yoğunlaştığı XX. yüzyılda temel araştırma alanlarından birisi de zeka ve buna bağlı öğretim etkinlikleri olmuştur. Zekanın ne olduğu, niteliği üzerine yapılan araştırmalar öğrenme etkinlikleri üzerinde yoğunlaşmaya başlayınca insanların ilgilerine, ihtiyaçlarına göre oluşturulan eğitim modelleri, öğretme- öğrenme stratejileri çeşitlenmeye başlamıştır. Çoklu zeka kuramı, teorisyeni tarafından ortaya atılmadan önce kuramı oluşturan genel çerçeveyi bütünlük içerisinde olmasa da diğer pek çok eğitim bilimcinin kuramlarında, çalışmalarında görmek mümkündür.

Holt (1967,132-167), “Çocuklar Nasıl Öğrenir” ( How Children Learn ) adlı çalışmasının “ sanat, matematik ve diğer şeyler “ başlıklı bölümünde çocukların bu alanlardaki öğrenme etkinliklerini değerlendirmiş ve çoklu zeka kuramının temel niteliği olan pek çok özelliği ortaya koymuştur. Bu ve benzeri pek çok eğitim kuramında çoklu zeka kuramının izlerini bulmak mümkündür. Kuramın temel niteliğin oluşturan farklı zeka alanlarına göre öğrenme ve buna bağlı öğrenme-öğretme etkinliklerinin düzenlenmesi gerektiği görüşleri sistemli olarak olmasa da bütün öğretme stratejilerinin içinde vardır. Öyle ki Hilgard 1948’de yayımladığı “Öğrenme Teorileri” (Theories of Learning) adlı eserinde öğrenmenin tanımını yaparken bugünkü anlamda çoklu zeka kuramının alanlarından kısmen de olsa bahsederek öğrenmenin farklı alanlarda nasıl gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Bloom(1976,3)’a göre de okulda ne öğretiliyorsa öğrencilerin onu öğrenmeleri gerektiğini iddia eden temel düşünce artık çok geçmişte kalmıştır. Bütün bu süreç sonunda kuramı sistemli olarak ortaya atan kişi ise Gardner’dır.

Nöropsikolog ve gelişim uzmanı Gardner, geleneksel zeka anlayışlarını inceledikten sonra 70’li ve 80’li yıllarda bireylerin bilişsel kapasitelerini araştırmaya başlamıştır. Yeteneklerin örüntüsünü anlamaya, bilişsel ya da duyuşsal kazaların etkisini belirlemeye uğraştığı araştırmalarının yanı sıra Harvard Üniversitesinde “Project Zero” adlı bir projede normal ve üstün yetenekli çocuklarla ilgili araştırmalar yapmış, bilşsel yeteneklerin gelişimini incelemiştir. Bu çalışmalar sırasında psikometrik bakış açısıyla tanımlanamayan farklı bir şeyler gözlediğini fark etmiş ve bunu şu şekilde ifade etmiştir.

Çocuklar ve beyin hasarlı yetişkinlerle yaptığım günlük çalışmalar beni insan doğsı ile ilgili bedensel bir olguyla derinden etkiledi. İnsanlar çok geniş, çok sayıda kapasitelerle dolu. Bir bireyin bir alandaki üstünlüğü, bir başka alandaki üstünlüğü ile karşılaştırılabilecek ve tahmin edilebilecek kadar basit değil.

Gardner, 1983 yılında yayınlanan “Zihnin Çerçeveleri” adlı kitabında yedi ayrı ve evrensel kapasite önermiştir. Bu kapasite ya da zekalar her bireyde doğuştan varolmakta ama farklı kültürlerde farklı biçimlerde ortaya çıkmaktadır. Gardner’ın geliştirdiği kurama göre, zeka biyopsikolojik bir

(20)

potansiyeldir ve şöyle tanımlanmıştır:

“Zeka bir ya da daha fazla kültürel yapıda değeri olan bir ürüne şekil verme ya da problemleri çözme yeteneğidir”

Bu tanıma göre zeka bireylerin kişisel kararları olduğu kadar aynı zamanda bir potansiyeldir ve değerlere, fırsatlara bağlı olarak ortaya çıkar. Kültürel değerler zeka olarak ele alınan davranışları derinden etkiler. Gardner’ın bu tanımı testlerle ölçülen niceliksel geleneksel zeka anlayışlarıyla tamamen zıttır çünkü eski anlayışlar bütünsel bir becerinin niceliksel ifadesidir.

Bümen’e göre yukarıda belirtilen noktadan hareketle zekaya ilişkin niceliksel ve niteliksel anlayışlar şöyle karşılaştırılabilir.

NİCELİKSEL ANLAYIŞ NİTELİKSEL ANLAYIŞ

(ZEKA BÖLÜMÜ) (ÇOKLU ZEKA)

-Tekil-bütüncül yaklaşım -Çoğulcu yaklaşım

-Gerçek yaşamdan soyutlama -Gerçek yaşam faaliyetlerini temele alma -Sayısallaştırma -Zeka profili çıkarma

-Ölçme -Yorumlama, betimleme

-Doğuştan gelme ve sabitlik -Değişme ve gelişme

-Bireyleri sınıflama -Bireyleri tanıma ve keşfetme

Gardner ilk çalışmalarında öncelikle zeka olarak kabul edilebilecek aday kapasitelerin mutlaka özerk ve bağımsız bir tabanda oluşturulmasına karar vermiştir. Çünkü beyin araştırmalarına göre dil kapasitesinin zarar görmesi durumunda diğer bilişsel fonksiyonlar bozulmamaktadır. Bu durumda dil kapasitesi diğerlerinden ayrı bir özellik göstermektedir. Buna göre temel biyolojik bölümlerin belirlemesinde sekiz ölçüt kullanılarak zekalar özelleştirilmiştir. Zeka alanlarının belirlenmesinde kullanılan sekiz ölçüt şunlardır:

1-Beyin hasarıyla potansiyel izolasyon 2-Evrimsel tarih ve evrimsel olasılık 3-Tanımlanabilir çekirdek işlemler seti

(21)

5-Tanınabilir son aşama ve ayırıcı gelişimsel eğri

6-Özel bir becerinin varlığı ile ayırt edilmiş bireylerin varlığı(dahiler, idiotlar) 7-Deneysel psikolojik görevlerle desteklenme

8-Psikometrik bulgularla desteklenme

Gardner tanımladığı zeka alanlarına yetenek ya da beceri dememiştir ve bunun nedenini Armstrong(1994,3-4)’un kendisi ile yaptığı görüşmede şu şekilde belirtmiştir:

“Eğer ben bu kapasitelere zeka değil de yetenek deseydim ve kuramın adı Çoklu Yetenek Kuramı olsaydı insanlar bunu hemen kabul ederlerdi. Oysa ben onları sarsmak ve düşündürmek istiyorum. Bu kapasitelere zeka demekle, birden fazla olduklarını ve şimdiye kadar düşünmediğimiz bazı şeylerin zeka olabileceğini vurgulamaktayım. Eğer bu kapasitelere yetenek diyecek olursak bu yanlış bir şey olmaz. Ama bazılarına yetenek bazılarına zeka deyip hata yapmayalım. Mozart’a çok yetenekli ama zeki değil demek büyük haksızlık! “

Gardner kuramını temellendirirken alanlarında ünlü kişilerin yaratıcı zeka özelliklerinden de yararlanmış görünmektedir. Freud, Einstein, Picasso, Gandi gibi yedi yaratıcı insanı ele almış ve incelemiştir. Gardner’a göre Picasso’nun “Guernica” isimli tablosunda anlatmaya çalıştıkları yaratıcı zekasının ortaya koyduğu bir ürünüdür.

Gardner’a göre insan zekası üzerine çalışmaların farklı alanlarda yoğunlaşması önemli gelişmelere gebedir. Psikologların, biyologların, felsefecilerin ortak çalışmaları önünüzdeki yıllarda daha önemli konularda (alt düzey-üst düzey kavramsal,dilsel süreçler vb.) ürünler ortaya koyabilir. Bu şimdiden öngörülebilir.

ZEKA ALANLARININ GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Bireylerde belirtilen zekaların gelişim de farklılıklar göstermektedir. Armstrong zekaların gelişmesinde avantaj ya da dezavantaj yaratan çevresel etkenleri şu şekilde sıralamıştır:

1-Kaynaklara ulaşım şansı: Örneğin aile fakirse ve keman, piyano gibi müzikal zekayı

geliştirecek enstrümanlar olmadığından bu zekanın güçlenmesi zorlaşabilir.

2-Tarihsel- kültürel etkenler: Okulda matematik ve fene dayalı programlar varsa ve bunlar

önemseniyorsa, mantık, matematik zekası gelişir.

3-Coğrafi etkenler: Köyde yetişmiş bir çocuk, apartmanda büyümüş bir çocuğa oranla, bedensel

ve doğacı zekalarını daha çok geliştirebilir.

(22)

zekası desteklenecektir.

5-Durumsal etkenler: Kalabalık bir ailede büyümüş ve kalabalık bir ailede yaşayan bireyler

doğaların da sosyallik olmadıkça, kendilerini geliştirmek için daha az zamana sahip olurlar.

ÇOKLU ZEKA TEORİSİNİN İLKELERİ

· İnsanlar çok farklı zeka türlerine sahiptir.

· Her insan aktif olarak kullandığı zekaları ile özel bir karışıma sahiptir. · Her insanın kendine özgü bir zeka profili vardır.

· Zekaların her biri insanda farklı bir gelişim sürecine sahiptir. · Bütün zekalar dinamiktir.

· İnsandaki zekalar tanımlanabilir ve geliştirilebilir.

· Her insan kendi zekasını geliştirmek ve tanımak fırsatına sahiptir. · Her bir zekanın gelişimi kendi içinde değerlendirilmelidir.

· Her bir zeka hafıza, dikkat, algı ve problem çözme açısından faklı bir sisteme sahiptir. · Bir zekanın kullanımı esnasında diğer zekalardan da faydalanılabilir.

· Kişisel altyapı, kültür, kalıtım, inançlar zekaların gelişimi üzerinde etkiye sahiptir. · Bütün zekalar, insanın kendini gerçekleştirmesi yolunda farklı ve özel kaynaklardır. · İnsan gelişimini değerlendiren tüm bilimsel teoriler çoklu zeka teorisini desteklemektedir. · Şu anda bilinen zeka türlerinden daha farklı zekalar da olabilir.

ZEKA ALANLARI VE ÖZELLİKLERİ

• DİL ZEKASI / SÖZEL / DİLBİLİMSEL ZEKA

Sözcükler zekası ya da bir dilin temel işlemlerini açıkça kullanabilme yeteneğidir. Okuma, yazma, dinleme ve konuşma ile iletişim sağlayarak, bu zekanın en belirgin özellikleri kullanılır. Dil zekasının kullanımı önceki bilgiyi ve anlamayı yeni bilgiye bağlamaya yardımcı olmakta ve bağlantının nasıl olacağını açıklamaktadır. Dil zekası iletilenin bireysel olarak algılanmasını sağlar.

(23)

Dil zekası dilin kullanımının farklı biçimlerde üretilmesine ve geliştirilmesin yardımcı olur. Gardner dilin insan zekasını üstün bir örneği ve toplumsallaşma sürecinde vazgeçilmez bir öneme sahip olduğunu belirtmektedir.

Değişik kültürlerde yaşayan insan dil kullanma becerisine sahiptir. Ancak kimileri dili sadece iletişim amacıyla kullanırken, kimileri birden çok dil ve iletişim becerileri gösterebilirler. Dil zekası sözcükleri hem sözlü hem de yazılı olarak etkili biçimde kullanma becerisidir(Demirel,2004:150).

Bu zekanın özündeki kapasiteler şunlardır(Bümen2002:10): 1-Düzeni ve sözcüklerin içeriğini anlama

2-Açıklama, öğretme, öğrenme 3-Mizaha dayalı anlatım

4-Yazılı ya da sözlü olarak etkili hitabet, ikna ve etkileme gücü 5-Hatırlama ve geri getirme

6-Metalinguistik analiz( anlamaya yönelik çözümleyici sorular sorma) • MANTIKSAL/MATEMATİKSEL ZEKA

Bu zeka, sayılar ve akıl yürütme zekası ya da tümdengelim ve tümevarım ile akıl yürütme, soyut problemler çözme ve birbiri ile ilişkili kavramlar, düşünceler arasındaki karmaşık ilişkileri anlama yeteneğidir. Mantıksal-matematiksel zeka bilimsel hipotezi sınıflandırmada, öngörü, öncelik verme ve oluşturma, neden sonuç ilişkilerini anlama becerilerini içerir. Mantıksal matematiksel zekası gülü olan bireyler, nesneleri belli kategorilere ayırarak olaylar arasında mantıksal ilişkiler kurarak, nesnelerin belli özelliklerini sayısallaştırarak ve hesaplayarak ve olaylar arasındaki birtakım soyut ilişkiler üzerinde düşünerek öğrenirler.

Bümen, bu zekanın özündeki kapasiteleri şu şekilde belirtmiştir: 1-Soyut yapıları tanıma

2-Tümevarım yoluyla akıl yürütme 3-Tümdengelim yoluyla akıl yürütme 4-Bağlantı ve ilişkileri ayırt etme 5-Karmaşık hesaplamalar yapma

(24)

6-Bilimsel yöntemi kullanma • GÖRSEL/UZAMSAL ZEKA

Görsel/Uzamsal zeka, resimler ve imgeler zekası ya da görsel dünyayı doğru olarak algılama ve kişinin kendi görsel yaşantılarını yeniden yaratma kapasitesidir. Şekil, renk biçim ve dokunuşu ve bunları somut ürünlere dönüştürme yeteneklerini içerir. Bu zeka özelliği duygusal motor algının keskinleşmesi ile başlar. Göz, renk, şekil, biçim, dokunuş, derinlik boyut ve ilişkilerini ayrıştırır. Zeka gelişirken el-göz koordinasyonu, ince hareket kontrolü ile kişinin algılanan algılanan şekil ve renkleri çeşitli ortamlarda yeniden üretmesini sağlar.Mimarlar, heykeltraşlar, ressamlar, dekoratörler, bahçıvan grafik tasarımcılar uzamsal zekalarını en üst düzeyde kullanırlar.

Görsel/uzamsal zekanın özündeki kapasiteler şunlardır: 1-Aktif imgelem/hayal gücü

2-Zihinde canlandırma 3-Uzayda yer,yön, yol bulma 4-Grafik temsili

5-Uzaydaki nesneler arasındaki ilişkileri tanıma 6-İmajlarla zihinsel manevralar yapma

7-Farklı açılardan objeler arasındaki benzerlik ve farklılıkları tanıma • MÜZİKAL/RİTMİK ZEKA

Müzikal zeka, diğer zeka türleriyle ilişkili olmayabilen kendi kural ve düşünme yapılarına sahiptir. Müzik üç temel öğeyi kullanarak konuşulan bir dildir: ses perdesi, ritim ve ton. Gardner düzenli olarak müzikle bir arada olan her insanın bu üç öğeyi kullanarak beste yapma, şarkı söyleme ve enstrüman çalma gibi müzikal etkinliklerde sahip olduğu bazı becerilerle başarılı olabileceğini belirtmektedir. Çevredeki seslerden anlam çıkarma, konuşulan kişinin ses tonundan ruhsal durumunu kestirme, arabanın motor sesinden problem olduğunu anlama gibi davranışlar da müzikal zeka dendiğinde akla gelmeyen ancak onun önemli bir parçası olan yetilerdir. Müzikal zekanın özündeki kapasiteler şunlardır:

1-Müziğin ve ritmin yapısına değer verme 2-Müzikle ilgili şemalar oluşturma

(25)

4-Melodi, ritim ve sesleri taklit etme, tanıma ve yaratma 5-Ton ve ritimlerin değişik özelliklerinin kullanma

• BEDENSEL / KİNESTETİK / DUYUDEVİNİMSEL ZEKA

Gardner, zeka ile bedenin birbirinden ayrı olarak incelenmesinin yüzyılımızın geleneği olduğunu ve bunun yanlış bir yaklaşım haline geldiğini savunmaktadır. Bedensel zeka tüm vücut ve ellerle ilgili bir zeka türüdür. Başka bir deyişle, bu zeka, vücut hareketlerini kontrol etmeyi ve yorumlamayı, fiziksel nesneleri manipule etmeyi ve vücut ile zihin arasında bir uyum oluşturmayı sağlar. Bu zekanın gelişimini sadece atletik yapıda olanlarla sınırlandırmak yanlış olur. Bir cerrahın açık kalp ameliyatı yaparken gösterdiği ince devinim kontrolü ya da bir pilotun göstergelerin ince ayarını yaparken gösterdiği performans bu zekanın gelişimini ortaya koyar. Bedensel zeka alanı, koordinasyon, denge, güç, esneklik ve hız gibi bazı fiziksel yetenekleri ve bu yeteneklerin hepsinin bir arada işlemesini sağlayan devinimsel nitelikteki bazı özel becerileri de içermektedir.

Bedensel zekanın özündeki kapasiteler şunlardır: 1- Vücut hareketlerini kontrol etme

2- Önceden planlanmış vücut hareketlerini kontrol etme 3- Bedenin farkında olma

4- Zihin ile beden arasında güçlü bir bağ kurma 5- Pandomim yetenekleri

6- Bedeni tümüyle iyi kullanma • SOSYAL / BİREYLERARASI ZEKA

Bu zeka çevredeki bireylerle iletişim kurma, onları anlama, bu kişilerin ruh durumlarını ve yeteneklerini tanıma gibi davranışlara işaret eder. Bu zekası gelişmiş insanlar moral, mizaç, güdüler ve eğilimleri fark eder ve ayrıştırırlar. Bu zeka sözel ve sözel olmayan iletişim becerilerini, işbirliği becerilerini, çatışma yöntemini uzlaşma becerileri ile ortak fayda amacına ulaşmak için gereken güven, saygınlık, liderlik ve diğerlerini güdüleme yeteneği ile ilgilidir. Kişilerarası ilişkileri güçlü olanların önemli özellikleri arasında, başkalarının duygularına, korkularına, meraklarına ve inançlarına empati gösterme, yargılamadan dinleme ve performanslarını en üst düzeye çıkarmalarında yardımcı olma isteği vardır.

Sosyal zekanın özündeki kapasiteler şunlardır:

(26)

2-Bir bireyin ruhsal durumunu ya da duygularını okuma 3-Grupta işbirliği içinde çalışma

4-Karşıdaki kişinin bakış açısıyla dinleme 5-Empati kurma

6-Sinerji kazanma ve yaratma • ÖZEDÖNÜK / BİREYSEL ZEKA

Gardner’a göre günlük hayattaki en önemli zekadır. Kişinin kendisi ile ilgili bilgisinin olması ya da yaşamı ve öğrenmesi ile ilgili sorumluluk almasına işaret eden zekadır. Özedönük zekası güçlü olan birey, kendi coşkularının sınırlarını anlayabilen, kendi davranışlarını yönetirken bunlara dayanabilen, güvenebilen kişidir. Böyle bir kişi, zamanında düşünmeyi, yanıtlamayı ve kendini değerlendirmeyi bilir. Düşünce ve duygular ne kadar bilinçli hale gelirse günlük yaşamla iç dünyamız arasındaki bağlar da o kadar kuvvetlenir. Kendi kendini gözlem bu zekanın geliştirilmesi için kullanılabilecek bir yoldur. Din adamları psikologlar, filozoflar özedönük zekaları gelişmiş insanlardır

Özedönük zekanın özündeki kapasiteler şunlardır: 1-Konsantrasyon

2-Düşünsellik

3-Yürütücübiliş/Üstbiliş (Düşünme hakkındaki düşünce etkinlikleri) 4-Değişik duyguların farkında olma

5-Özü tanıma ve değer verme

6-Yüksek düzeyli düşünme becerileri ve akıl yürütme • DOĞACI ZEKA / DOĞA ZEKASI

Gardner tarafından açıklanan son zekadır ve doğal çevreyi anlama, tanıma ile ilgilidir. Doğacı zeka kişinin çevredeki bitki ve hayvan türlerini fark ettiklerinde ve alt türlerini sınıflandırma prensiplerini yaratabildiklerinde ortaya çıkmaktadır. Çeşitli çiçekleri ayırt edebilen farklı hayvanları adlandırabilen, hatta, ayakkabı, araba, giysi çizimlerini ortak kategorilere yerleştirebilen çocuklarda bu zekanın gelişmiş olduğu gözlenebilir. Bu zeka hem yapay hem de doğal çevreyi kapsar İzci, dağcı, biyolog ve zoologlar bu zekaları gelişmiş kişilerdir. Doğacı zekanın özündeki yeterlilikler şunlardır:

(27)

2-Doğal bitki örtüsüne duyarlılık 3-Canlılar ile etkileşim kurma, koruma

4-Doğanın tepkilerine karşı duyarlılık, farkındalık 5-Doğadaki bitki ve hayvanları tanıma ve sınıflama 6-Bitki yetiştirme

ÇOKLU ZEKA KURAMI VE DUYGUSAL ZEKA

Goleman tarafından ortaya atılan duygusal zeka kavramı tüm dünyada çok ilgi çekmiştir. Goleman’a göre geleneksel olarak kabul edilmiş olan zeka kavramından başka bir de duygusal zekamız vardır ki aslında hayatımızdaki önemi ve etkisi daha büyüktür. Duygusal zeka özbilinç, azim, dürtüleri frenleme başkalarının duygularını paylaşabilme gibi özellikleri içeren bir zeka olarak tanımlanmaktadır. Duygusal zekanın beş boyutu vardır:

-Özfarkındalık (self-awareness) -Özdenetim ( self-regulation) -Güdülenme

-Empati

-Sosyal beceriler

Duygusal zeka kavramı incelendiğinde Gardner’ın bireysel zekalar olarak sınıfladığı sosyal ve özedönük zekalar ile benzerlikler görülmektedir. Goleman’ın duygusal zekanın boyutları olarak ele aldığı beceriler Gardner’ın sosyal ve özedönük zekalarda tanımladığı becerilerde detaylanmaktadır. Bu yönüyle Duygusal Zeka kuramı, Çoklu Zeka kuramı ile bütünleşmekte ve onu destekler bir nitelik kazanmaktadır.

Goleman, öfke, üzüntü, korku, zevk, sevgi, şaşkınlık, iğrenme, utanç gibi duyguları ele aldıktan sonra, duygusal zihnin özelliklerini ortaya koymaya çalışmıştır ve W.T. Grant ‘ın çalışmasından hareketle duygusal zeka ile ilgili becerileri şu şekilde sınıflandırmıştır:

1-Duygusal Beceriler

-Duyguları tanıyıp adlandırmak -Duyguları ifade etmek

(28)

-Duyguların şiddetini değerlendirmek -Duyguları idare etmek

-Doyumu ertelemek -Stresi azaltmak

-Duygular ve eylem arasındaki farkı bilmek

2-Bilişsel Beceriler

-Kendi kendisiyle konuşmak: bir konu ya da zorlanmayla baş etme yolu olarak ya da kendi davranışını pekiştirmek için bir “iç diyalog” sürdürme

-Sosyal işaretleri okumak ve yorumlamak: örneğin, davranış üzerindeki sosyal etkileri fark edip kendine geniş toplumun açısından bakmak

-Sorun çözme ve karar verme aşamalarını kullanmak: örneğin, dürtü kontrolü hedef belirleme, hareket seçeneklerini tanımlama ve sonuçları sezinleme

-Diğerlerinin bakış açılarını anlamak

-Davranış normlarını anlamak(kabul edilebilir ve kabul edilemez olarak) -Hayata karşı olumlu bir tavır

3-Davranışsal Beceriler

-Sözsüz, göz teması, yüz ifadesi, ses tonu, el-kol hareketleri ve benzeri yollardan iletişim kurma

-Sözel, açıkça anlaşılır taleplerde bulunmak, eleştiriye etkili-olumlu bir şekilde tepki vermek, olumsuz etkilere direnmek, başkalarını dinlemek, başkalarına yardımcı olmak, olumlu akran grupları içinde yer almak

Goleman, Çocuk Gelişimi Projesi kapsamında Kuzey California’da K-6 sınıflarındaki çocuklar üzerinde yapılan sosyal ve duygusal öğrenme araştırmalarının sonuçlarını şu şekilde belirtmiştir: Sosyal ve duygusal öğrenme etkinliklerine katılan öğrenciler kontrol grubundaki öğrencilere oranla:

-Daha sorumlu

(29)

-Daha popüler ve dışa dönük

-Sosyalleşmeye daha yönelik ve iyiliksever, özverili -Başkalarını daha iyi anlayan

-Daha düşünceli, ilgili

-Daha uyumlu, daha demokratik

-Anlaşmazlık çözme becerileri daha iyi gelişmiştir

ÇOKLU ZEKA ALANLARI NASIL BELİRLENEBİLİR?

Her bireyin sekiz zeka alanını da oldukça yüksek bir düzeyde geliştirebilme kapasitesine sahip olmasına rağmen çocuklar çok küçük yaşlardan itibaren belli zeka alanlarına daha çok eğimli olurlar. Okula başlama yaşına eriştiklerinde büyük bir olasılıkla eğilimli oldukları bu zeka alanları ile aynı doğrultuda olan öğrenme yollarını da geliştirmiş olurlar. Burada öğretmenler açısından önemli olan husus, daha okuldaki

İlk günlerden itibaren öğrencilerin gelişmiş zeka alanlarını tanımak ve onların okuldaki öğrenmelerini tercih ettikleri bu zeka alanları yoluyla gerçekleştirmelerine yardımcı olmaktır.Öğrencilerin çoklu zeka alanlarının belirlenmesinde kullanılabilecek yöntemlerden bazıları şunlardır:

-Öğrencileri gözlemek:

· Olumlu davranışları gözlemek · Olumsuz davranışları gözlemek · Öğrenciyi boş zamanlarında gözlemek

-Belge toplamak:

· Öğrencilere ait ürünleri (resim ,şiir vb.) toplamak · Öğrenci etkinliklerinin belgelenmesi, kayda alınması

-Okul kayıtlarını incelemek:

· Derslerden alınan notların incelenmesi

(30)

-Diğer öğretmenlerle iletişime girmek

-Velilerle görüşmek

-Öğrencilere sormak

Çoklu Zeka Kuramının Eğitime Yansıması

Gardner'ın kuramı çerçevesinde hepimizin zeka profilleri ayrı olduğuna göre eğitim sistemimizi de bireyselleştirip farklılıkları göz önünde bulundurarak programlar hazırlamak doğru olacaktır. Bu çerçevede bir çocuğun belirli bir zeka alanında güçlü, diğer alanlarda güçsüz olduğunu dile getirmek, ancak ona nasıl yardımcı olunacağına ilişkin bir ipucu vermelidir. Yoksa çocuğu yapabildiği kadarıyla değerlendirme "yoluna gitmek yanlış olacaktır. Gardner çocukların ne yapabildiği değil, ne yapabileceği üzerinde odaklanmıştır. Bu nedenle gelişime açık bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımda,önemli olan soyut bilgilerin kazanımı değil, çocuğun öğrendiğini performansa (uygulamaya) dönüştürmesidir.

Öğrenme sürecinde insan zekasının gelişmiş güçlü alanları devreye girer ve karşılaşılan problemi çözmede işlev göstererek diğer güçsüz alanları çeşitli yollarla yönlendirir. Bunlardan biri benzeşim (analoji) yoludur. Birey, aynı anlama gelecek bilgiyi başka alanda ve bildiği sembol sisteminde yorumlamaya çalışır.

ZEKALAR

NESNELERE DAYALI ZEKALAR

Bu zekalar dış dünyada birlikte olduğumuz şekil, yapı, renk, imaj, desen ve nesnelerle oluşmaya başlarlar. Bunlar sadece sayılabilir, görülebilir nesneler değildir.Zihin gözümüzle hayal edip, canlandırdığımız nesneleri de içerir. Bu nesneler olmadan bu zekalar da hiçbir şey yapamaz: 1. GÖRSEL-UZAMSAL ZEKA 2. BEDENSEL-KINESTETIK ZEKA 3. DOĞACI ZEKA 4. MANTIK-MATEMATIK ZEKA NESNELERDEN BAĞIMSIZ ZEKALAR

Bu zekalar çeşitli sözel yada işitsel imkanlarla özel bir dil yada sesteki yapı ve örüntülerle oluşmaya başlarlar. Gerçek yada hayal edilmiş nesnelere bağlı değildirler; varlıkları dış dünyadan ve imgelemden bağımsızdır. Bir yazar yada şairin kelimeleri, bir müzik kompozisyonunun gücü, yani ses, kelime, titreşim ve ritimlerin yapıları bu zekaların temelidir: 5. DİL ZEKASI 6. MÜZİKAL ZEKA BİREYSEL ZEKALAR Sosyal ve öze dönük zekalarımızın kalbi, yaşantılarımızdır. Yaşantılarımızda hem çevremizdeki insanlarla hem de kendimizle ilişki halinde bulunmaktayız. Bu zekalar da bu ilişkilere dayanmaktadır: 7. SOSYAL ZEKA

8. ÖZE DÖNÜK ZEKA

ÇOKLU ZEKA KURAMI VE ÖĞRENME

(31)

zeka türlerinin öğrenme üzerindeki etkileri de belirlenmeye başlanmıştır. Bir zeka türünde gelişme gösteren bir bireyin hangi etkinlikler veya araçlarla daha kolay öğrenebileceği incelenmiştir. Kuramın temsilcisi Gardner, eğitimsel uygulamalar konusunda belirli bir model önermemektedir. Ancak ona göre çoklu zeka kuramı eğitime iki önemli yarar sağlamaktadır:

1. Öğrencileri istendik durumlara getirebilmek için eğitim programlarını planlamamıza imkan verir. (Örneğin, müzisyen, bilim adamı yetiştirme gibi)

2. Farklı disiplinlerde önemli kuram ve konuları öğrenmeye çalışan daha fazla sayıda öğrenciye ulaşmamızı sağlar. Öğrencilere bu zeka alanları kullanılarak eğitim verilirse öğrenme daha kolay gerçekleşir.

Gardner, çoklu zeka hareketinin eğitime ne getireceği ile ilgili sorulara, bu kuramın tek başına bir eğitim hedefi olmadığı; zeka alanlarının hedeflere ulaşmada güçlü bir araç olduğu şeklinde cevap vermektedir.

Bireysel farklılıkların temele alındığı bir öğrenme-öğretme sürecinde, farklı yollarla öğrenen bireylerin varlığının kabulü, farklı yollarla öğretim anlayışını da beraberinde getirecektir. Dolayısıyla öğretmenin tek bir öğretim stratejisiyle öğretim yapması kuramın mantığı açısından anlamsızdır. Bu nedenle öğrenme etkinliklerine farklı özellikleriyle katılan öğrencilerin zeka türlerine göre özellikleri şu şekilde özetlenebilir:

1-Dil Zekası ile öğrenenler;

-Etkili dinleme,

-Etkili konuşma becerisine,

-İsim, yer ve tarihler hakkında güçlü bir hafızaya, -Güçlü bir kelime dağarcığına,

-Doğru telaffuz becerisine,

-Hikaye, fıkra, şiir türlerinde kitaplar okuma anlatma ya da yazma becerisine, -Tekerleme ve kelime oyunları başarısına,

-Yabancı dilleri kolaylıkla öğrenme becerisine sahiptirler,

2-Mantık/Matematik Zekası ile öğrenenler;

(32)

-Hipotez geliştirme ve test etme becerisine,

-Olayların oluşumu ve işleyişi üzerine odaklaşma gücüne, -Soyut düşünme becerisine,

-Mantıksal problem çözümünde üstün beceriye,

-Stratejik oyun ve mantıksal bulmacaları kolaylıkla çözme becerisine, -Deney tasarlama, uygulama ve sonuçları tahmin etme becerisine, -Zaman, yer, neden, sonuç ilişkilerini ortaya çıkarma becerilerine sahiptir.

3-Görsel/Uzamsal Zeka ile öğrenenler

-Şekil, zemin ve renklere karşı duyarlılığa, -Zihinsel imgelem gücüne,

-Resim, çizim, kroki, karikatür, heykel, maket vb. modeller yaratma becerisine, -Grafik, çizelge, harita ve diyagramları çözümleme becerisine,

-Üç boyutlu görünümlere duyarlılığa,

-Materyalde kelimelerden çok resim ve çizimlere odaklaşma becerisine, -Görsel imgeleri çok iyi ve net hatırlama becerisine,

-Görsel oyunlarda(lego, yap-boz) başarıya sahiptir.

4-Müzikal Zeka ile öğrenenler;

-İyi bir müzik kulağına,

-Farklı müzik türlerini ayırt etme ve ilgi gösterme becerisine, -Şarkı söyleme yeteneğine,

-Müzik enstrümanı çalma yeteneğine,

-Müzikle ritim tutma ve mırıldanma alışkanlığına, -Kendine göre besteler yapma,

(33)

-Farklı ya da belli bir müzik türünde kişisel bir arşiv oluşturma alışkanlığına, -Müzik dinleme konusunda kişisel bir tercih geliştirme gücüne sahiptir.

5-Bedensel Zeka ile öğrenenler;

-Nesneleri dokunarak tanıma eğilimine, -En az bir spor dalında başarıya,

-Jest ve mimikleri kolaylıkla taklit edebilme becerisine, -Uyumlu ve ahenkli dans edebilme becerisine,

-Uzun süre hareketsiz kalamama ve sürekli kımıldama eğilimine, -Nesneleri parçalayıp tekrar birleştirme becerisine,

-Fiziksel oyunlarda üstün başarıya,

-El becerisi gerektiren etkinliklerde kolaylıkla üretme gücüne sahiptir.

6-Sosyal Zeka ile öğrenenler;

-Arkadaşları ile birlikte olma eğilimine, -İkna etme becerisine,

-Kulüp, dernek ve komitelerde zevkle çalışma eğilimine, -İşbirliği, paylaşma ve öğretme isteğine,

-İnsanlarla empati kurma yeteneğine,

-Problemi olan insanlara yardan etme alışkanlığına, -Grup çalışmalarında lider görevinde olma eğilimine, -Etkin dinleme becerisine sahiptir.

7-Özedönük Zeka ile öğrenenler

-Özgürlüğe düşkün olma eğilimine,

(34)

-Başarı ve başarısızlıklarından ders alma becerisine,

-Kendisine saygı duyma ve kendisi ile barışık yaşama becerisine, -Kendine ait dinlendirici en az bir hobiye,

-Hayattaki uzak hedeflerini ne olduğuna dair bir anlayışa -Bireysel çalışmalardan zevk alma eğilimin,

-Duygu ve düşüncelerini net bir şekilde birbirinden ayırma ve onları birbiriyle uyumlu hale getirme becerisine sahiptir.

8-Doğacı Zeka ile öğrenenler

-Doğa olaylarına ve oluşumlarına karşı hassasiyete, -Bitki türleri ve bakımı konusunda duyarlılığa, -Mevsimlere ve iklim olaylarına karşı duyarlılığa,

-Çevreci etkinliklere katılarak lider görevler alma eğilimine, -Evcil hayvan besleme isteğine,

-Kelebek veya böcek koleksiyonu yapma eğilimine,

-Hayvanat bahçeleri, botanik bahçeleri ve tarihi müzelere gezi yapma isteğine, -Doğadaki canlıları inceleme ve araştırma eğilimine sahiptir.

ÇOKLU ZEKA KURAMI VE ÖĞRETİM

Çoklu Zeka Kuramını öğretimle buluşturma işi kuramı ortaya atan bilim adamlarının fikri değildir. Gardner, kuramı ilk olarak 1983’te yayınlamış(Frames of Mind), ancak eğitim ve psikoloji alnında bu denli ilgi görür hale gelmesi1993’te yazdığı kitaptan(Multiple Intelligences-Theory in Practise) sonra gerçekleşmiştir.

Kuram, eğitimciler tarafından önemli ölçüde benimsenmiş görünmektedir, öyle ki, farklı zeka alanlarına dayalı öğretim etkinlikleri için pek çok modeller geliştirilmektedir. Armstrong’a göre eğitim bilimlerinde geliştirilen pek çok eğitim modeli de aslında çoklu zeka kuramını farklı terminolojilerle kullanmaktadır.Örneğin işbirliğine dayalı öğretimde diğer zeka türleri de yadsınmadan daha çok sosyal zeka üzerinde yoğunlaşılmaktadır. Benzer şekilde bütün dil öğretimleri müzik, günlük tutma, grup

Referências

Documentos relacionados

Filiz KILIÇ’ın ana çalışma konusu her ne kadar eski Türk edebiyatı olsa da biz bu sayıda hocamız için yazı göndermek isteyen tüm Türkoloji sevdalılarına

Ancak Kaptanoğlu ve Özok’un, Arreola’nın modelini göz önüne alarak gelişirdikleri modeldeki performans değerlendirme ölçütlerinin yeteri kadar kapsamlı olduğu

Ki tapta, Nasreddin Hoca’yı ne kadar biliyoruz; Nasreddin Hoca çalışmalarında kim ne yapmış; çizgi filmden sinemaya, tiyatroya, romana yansıyan Hoca ile

hangi yöntemle antrenman yaptırdığı yada o antrenmanın içeriğinin çok büyük önemi vardır sporcuların psikolojik olarak hazırlanmasında çünkü müsabakada

kültürel yaĢamlarında önemli bir yer edinmiĢtir.” (Çoban, http://www.webhatti.com) Bu meyveler arasında yer alan nar tarih öncesi toplumlardan günümüze kadar, kırmızı

Süreç sanatı, arazi sanatı, performans sanatı ve enstalasyon sanatı gibi farklı sanat hareketlerinin olu ş umuna da etki eden minimalizm akımının en önemli

ve ekonomik yönleriyle çok boyutlu bir yapı olan teĢkilat Türk kültür hayatı içinde önemli bir değer olarak görülmekte ve değerlendirilmektedir.. Bugüne kadar

Makyavel Konu şmalar ‟da dünyanın bir bütün olarak aynı olduğunu belirtip Ģöyle der: “…düĢünceye daldığım zaman dünyanın her zaman aynı yönde gittiği ve kötü kadar çok